Türkiye’nin 2025 Enerji Dönüşümü: Yenilenebilir Kaynakların Yükselişi
2025’te Türkiye’nin enerji dönüşümünde yenilenebilir kaynakların payı artarken, enerji talebi ve emisyonlar da yükselmeye devam ediyor.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin hazırladığı yeni rapora göre, Türkiye’nin enerji sistemi, yüksek ithalat bağımlılığı nedeniyle jeopolitik risklere maruz kalmaya devam ediyor. Yenilenebilir enerji yatırımları hız kazansa da, artan enerji talebi bu dönüşümün etkisini sınırlıyor. Türkiye’de güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücü 40 GW’a ulaşmışken, 2035 yılına kadar 120 GW hedefini yakalamak için altyapı yatırımları kritik önem taşıyor. Ayrıca, COP31 toplantısı Türkiye’ye enerji dönüşümünü hızlandırma konusunda önemli bir fırsat sunuyor.
Raporda, Türkiye’nin enerji dönüşümünde yenilenebilir enerji kapasitesinin artışı ve politika çerçevesindeki gelişmelerle önemli ilerlemeler kaydedildiği vurgulanıyor. Özellikle Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) projelerindeki başarılı devreye alma süreçlerinin bu ilerlemeyi desteklediği belirtiliyor. Ancak, yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmak için YEKA modeli dışında, serbest piyasa koşullarında yatırımların geliştirilmesi ve uzun dönemli yenilenebilir enerji tedarik anlaşmaları (YETA) ile finansmanın sağlanması gerektiği ifade ediliyor.
Artan enerji talebi, yüksek ithalat bağımlılığı ve elektrifikasyonun beklenen hızda ilerlememesi, dönüşüm sürecinin daha bütüncül ve hızlandırılmış bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini gösteriyor. Yenilenebilir enerji kapasitesindeki güçlü artışa rağmen, enerji talebi ve sera gazı emisyonları da artmaya devam ediyor. Enerji yoğunluğundaki iyileşmenin yavaşlaması, dönüşüm sürecinin talep tarafında yeterince desteklenmediğini ortaya koyuyor. Bu bağlamda, enerji dönüşümünün yalnızca kapasite artışı ile değil, aynı zamanda enerji verimliliği, elektrifikasyon ve talep yönetimi gibi unsurlarla ele alınması gerektiği vurgulanıyor.
Raporda, enerji ithalatının cari denge üzerindeki etkisi de vurgulanıyor. 2025 yılında Türkiye’nin enerji ürünleri ithalatının 2024’e kıyasla %5 azalarak 62,5 milyar dolara, enerji kaynaklı dış ticaret açığının ise %4 düşerek 47 milyar dolara gerilemesi bekleniyor. Ancak bu iyileşmenin büyük ölçüde uluslararası fiyat gelişmelerine bağlı olduğu ifade ediliyor. İran ile ABD ve İsrail arasındaki gerilim, ithal fosil yakıtlara bağımlılık risklerini artırıyor ve bu durum enerji dönüşümünün önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, Türkiye’nin jeopolitik gelişmelere duyarlı bir enerji yapısına sahip olduğunu belirterek, “Enerji sistemimiz yüksek ithalat bağımlılığı ve coğrafi konumumuz nedeniyle küresel fiyat hareketlerinden etkileniyor. Bu yıl İran ile ABD ve İsrail arasındaki çatışmaların etkisiyle enerji fiyatlarındaki artış, bu kırılganlığı daha görünür hale getiriyor. Enerji dönüşümü, sadece çevresel açıdan değil, enerji güvenliği ve makroekonomik istikrar açısından da kritik bir araçtır” dedi.
Bağ, yenilenebilir enerji yatırımlarının devam etmesinin ve özellikle güneş ile rüzgar enerjisindeki kapasite artışlarının gerçekleştirilmesinin büyük önem taşıdığını belirtti. Bu artışın sürdürülebilir olması için iletim ve dağıtım altyapısının güçlendirilmesi, şebeke esnekliğinin artırılması ve enerji depolama gibi mekanizmaların etkin bir şekilde devreye alınması gerektiğini ifade etti. Ayrıca, piyasa tasarımının dönüşümü destekleyecek şekilde geliştirilmesi ve yatırımcılara öngörülebilir fiyat sinyalleri sunulmasının önemine dikkat çekti.
Kasım ayında Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31 toplantısının, enerji dönüşümünde ilerlemenin hızlandırılması için önemli bir fırsat sunduğunu belirten Bağ, “Türkiye, yenilenebilir enerji kapasite artışı ve yerli üretim kabiliyeti ile enerji dönüşümünde öne çıkan bir ülke. COP31, ulusal enerji dönüşümünü hızlandıracak yapısal reformların desteklenmesi ve uluslararası yeşil finansman kaynaklarının mobilize edilmesi için stratejik bir kaldıraç olabilir” dedi.
2025 yılı itibarıyla Türkiye’de toplam elektrik kurulu gücü 122,5 GW’a ulaşacak ve bunun %62’si yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşacak. Bu yıl devreye alınan 7 GW yeni kapasitenin %99’unun yenilenebilir kaynaklardan sağlandığı belirtiliyor.
Ancak rapor, enerji dönüşümünde yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor. Artık ana gündem kapasite artışı değil, sistem entegrasyonu. Yenilenebilir enerji yatırımlarının sürdürülebilirliği için iletim ve dağıtım altyapısının güçlendirilmesi, enerji depolama ve talep tarafı katılımı gibi esneklik çözümlerinin yaygınlaştırılması gerekiyor. Enerji talebi artışı, dönüşüm sürecinin hızını sınırlayan temel unsurlardan biri olmaya devam ediyor. Bu nedenle, sanayide yüksek katma değerli ve verimlilik odaklı üretim yapısına geçiş ve elektrifikasyonun hızlandırılması, enerji dönüşümünün önemli bileşenleri arasında yer alıyor.
Yeni teknolojilerin enerji dönüşümünde kritik bir rol oynayacağı vurgulandı. Özellikle yeşil hidrojen, batarya enerji depolama ve dijitalleşme uygulamalarının geliştirilmesi, sistemin karbonsuzlaşmasını hızlandıracak ve esneklik ile verimliliği artıracaktır. Yeşil hidrojen, ağır sanayi ve uzun mesafe taşımacılık gibi karbonsuzlaşması zor sektörlerde önemli bir çözüm sunarken, batarya depolama sistemleri yenilenebilir enerji entegrasyonunu destekleyerek şebeke esnekliğini artırıyor. Elektrifikasyon teknolojileri ise fosil yakıt bağımlılığını azaltarak enerji talebinin yapısını dönüştürüyor. Türkiye’nin enerji dönüşümünde rekabet gücünü artırmak için yeni teknolojilere yönelik stratejik yol haritalarının tamamlanması ve yerli üretim kapasitesinin desteklenmesi gerektiği ifade ediliyor.
Raporda ayrıca enerji verimliliği konusuna da dikkat çekildi. Dağıtık yenilenebilir enerji, depolama ve enerji yönetimi çözümlerinin birlikte ele alınmasının, binalar ve sanayi sektörlerinde yeni iş modelleri ve finansman araçlarının devreye alınmasını sağlayarak dönüşümün etkinliğini artıracağı belirtildi.
İklim Kanunu çerçevesinde devreye girecek ulusal ETS ve karbon fiyatlamasının fosil yakıtlardan uzaklaşmayı teşvik edeceği ve enerji dönüşümünü hızlandıracağı ifade ediliyor. Ancak fosil yakıtlardan kademeli çıkışa yönelik net bir yol haritasının eksikliği, dönüşüm sürecinin hızını sınırlayan önemli bir faktör olarak öne çıkıyor. Bu durum, adil geçiş politikalarının etkin bir şekilde tasarlanmasını ve uygulanmasını zorlaştırıyor. Fosil yakıtlardan uzaklaşmayı destekleyen açık hedefler ile sosyal ve ekonomik etkileri gözeten adil geçiş mekanizmalarının birlikte ele alınması, dönüşümün kapsayıcılığı ve sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor.




