Temiz enerji hakkında sahte haberlerden kim sorumlu?
Temiz enerji hakkında sahte haberler, yenilenebilir kaynaklar ve elektrikli araçlara yönelik yanlış algıları besliyor. Gerçekler ve sorumlular tartışılıyor.
Sabah gelen kutusunu incelerken, Iowa City’den bir yazarın ABD’deki ara seçimlerde sahte haberlerin etkisinin büyümesine ilişkin değerlendirmesine rastladım. Yazıda, Donald Trump’ın CNN, MS Now ve Politico’yu Beyaz Saray’da yasaklama kararının, sahte haber yayan herkesi kapsamadığı savunuluyordu. 2020 seçimlerinin çalındığını, İran savaşının başladıktan birkaç hafta sonra sona ereceğini, DOGE tasarruflarından vatandaşlara çek gönderileceğini veya 6 Ocak olaylarının barışçıl bir protesto olduğunu söyleyenlerin de aynı ölçütle değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyordu.
Bu kısa değerlendirme, sahte haberlerin gerçek kaynakları üzerine düşünmeme neden oldu. Aynı sorun yenilenebilir enerji ve onu destekleyen teknolojiler açısından da yaşanıyor. Medyada temiz enerjiye yönelik gerçek dışı iddialar uzun süredir dolaşıma sokuluyor ve bu yanlışların düzeltilmesi gerekiyor.
Medya okuryazarlığı alanında çalışan biri olarak, Rhode Island Üniversitesi bünyesindeki Media Education Lab dahil olmak üzere birçok araştırmacıyla iş birliği yapıyorum. Yapay zekânın toplum üzerindeki etkisi arttıkça, medya okuryazarlığı için kullanılan temel sorular da değişiyor. Bu çerçevede öne çıkan sorulardan biri şu: “Yapay zekâ, bu mesajda hangi değerleri, yaşam biçimlerini ve bakış açılarını öne çıkarıyor veya dışarıda bırakıyor?”
Bu soruyu gezegenin geleceğine uyarladığımızda ise şu noktaya geliyoruz: Dünyayı korumak ahlaki yurttaşlığın bir parçası olarak herkese öğretilseydi, günlük yaşamlarımız ne kadar farklı olurdu?
Gezegenin ısındığı, yüzlerce farklı araştırma ve gözlemle ortaya konmuş durumda. Eski bitki ve hayvan kalıntılarından oluşan petrol ve gazın yakılması, atmosferi ısıtıyor ve Dünya’nın biyosferindeki dengeyi bozuyor. Buna rağmen bilimsel çalışmalarla ortaya konan gerçekleri kabul ettirmek kolay değil. Bunun nedenlerinden biri, yoğun araştırmalarla elde edilen bulguların, iklim bilimini sorgulayan ve geniş kitlelere yayılan “alternatif gerçeklerle” karşı karşıya kalması.
Yenilenebilir enerji hakkında yayılan sahte haberlerin kapsamı artık göz ardı edilemeyecek kadar geniş. ABD, temiz enerji ve ilgili teknolojilerin benimsenmesinde Batı dünyasının gerisinde kalıyor; bunun yerine fosil yakıtlara neredeyse tamamen dayanan bir çizgiye yöneliyor. Metinde, Donald Trump’ın seçim kampanyası döneminde destekçilerine verdiği fosil yakıt odaklı vaatleri yerine getirdiği savunuluyor.
Bu yaklaşımın yansımalarından biri, Enerji Bakanlığı’na bağlı Enerji Verimliliği ve Yenilenebilir Enerji Ofisi’nde bazı ifadelerin artık kullanılmaması. “İklim değişikliği”, “yeşil”, “karbonsuzlaşma”, “enerji dönüşümü”, “temiz veya kirli enerji”, “emisyonlar”, “sürdürülebilirlik”, “karbon ya da CO2 ayak izi” ile “vergi indirimleri, vergi kredileri ve sübvansiyonlar” bu ifadeler arasında sayılıyor.
Temiz enerji teknolojileri, yüzlerce sahte haberin, sosyal medya paylaşımının ve televizyon programının hedefi oldu. İklim kriziyle ilgili kamuoyu tartışmalarını şekillendiren sosyal medya anlatıları, yanlış ve yanıltıcı bilgileri kalıcı hâle getirerek fosil yakıtların yarattığı tehlikenin göz ardı edilmesine yol açabiliyor. Bunun bir nedeni, medya kuruluşlarının ve etkili yorumcuların yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar ve enerji depolama gibi alanları yeterince tanımaması olabilir.
Bill McKibben, New York Times’ta yayımlanan yazısında liderlerin yenilenebilir enerjiyi desteklemesinin önemine dikkat çekti. McKibben’e göre sıcaklıkların yükselmesine neden olan fosil yakıtların yerini alabilecek uygun maliyetli güneş, rüzgâr ve batarya teknolojileri mevcut. Ancak bu dönüşüm için petrol sektörünün güçlü etkisine karşı durulması gerekiyor.
Elektrikli araçlarla ilgili en sık tekrarlanan iddialardan biri, bu araçların benzinli otomobillere kıyasla daha kolay alev aldığı yönünde. Metinde aktarılan değerlendirmeye göre bu doğru değil. Elektrikli araçların benzinle çalışan araçlardan daha güvenli olduğunu ortaya koyan çalışmalar bulunmasına rağmen, medyada bunun tersini öne çıkaran haberler kamuoyundaki endişeyi canlı tutuyor. Özellikle bataryaların güvenliği konusunda oluşan kaygıların, tüketicilerin doğru karar verebilmesi için bilimsel verilerle ele alınması gerekiyor.
Elektrikli araçların komplo teorilerinin hedefi hâline gelmesinin arkasında ekonomik nedenler de olabilir. Bloomberg Green’de yer alan değerlendirmeye göre kara taşımacılığının elektrikli hâle gelmesi, dünya genelinde petrol talebini uzun vadede zayıflatabilecek yapısal bir gelişme olarak öne çıkıyor. Bu durum, petrol şirketlerinin yatırımcıları açısından olumsuz bir tablo yaratabilir.
Rüzgâr enerjisi de benzer biçimde sürekli tartışmaların odağında. Rüzgâr türbinlerinin balinaların ölümüne yol açtığı iddiası metinde reddedilirken, bu ölümlerin konteyner gemileriyle yaşanan çarpışmalarla ilişkili olduğu belirtiliyor. Türbin kanatlarının dönmesinin çevrede yaşayan kişilerde daha fazla baş ağrısına neden olduğu yönündeki iddia da desteklenmiyor. Ses düzeyi, insan işitme eşiğinin altında kaldığında ve konutların yakınındaki ses basıncı düşük olduğunda bu etkinin ortaya çıkmadığı ifade ediliyor.
Temiz enerji hakkında sahte haberler neredeyse sınırsız bir liste oluşturuyor. Oysa yenilenebilir enerji uygun maliyetli, güvenilir ve görece sınırlı bir çevresel etkiye sahip. Yapay zekânın insan emeğinin yerini alma tehdidinin arttığı bir dönemde, bu sektör yeni istihdam olanakları da yaratıyor. Yenilenebilir enerjiye geçiş, günlük yaşamın pek çok alanında şimdiden görülüyor.
Bu nedenle Dünya’yı koruyabilecek teknolojileri karalayan iddialara karşı dikkatli olmak ve gücü elinde bulunduranlara karşı gerçekleri savunmak gerekiyor. Çevremizdeki değişimleri gözlemlemek, hangi değerlerin, yaşam biçimlerinin ve bakış açılarının temiz enerjiye ilişkin yanıltıcı anlatılarla öne çıkarıldığını sorgulamak için önemli bir başlangıç olabilir.









