Tekstil Sektöründe 78 Milyar Dolarlık Dönüşüm Süreci

Türk tekstil sektörü, 78 milyar dolarlık yatırımla dönüşüm sürecine giriyor. Yeni AB düzenlemeleri sektörü etkiliyor.

Türk tekstil ve hazır giyim sektörü, son yıllarda artan maliyetler, daralan talep ve finansman zorlukları nedeniyle zorlu bir dönemden geçiyor. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), sektörün geleceği için yeni bir yol haritası sundu.

“Yeşil Mutabakat Stratejisi” raporuna göre, sektörün en büyük pazarı olan Avrupa Birliği’nin uygulamaya koyduğu yeni düzenlemeler, sektördeki dinamikleri köklü bir şekilde değiştiriyor. Rapor, sürdürülebilirliğin artık yalnızca çevresel bir politika değil, aynı zamanda ihracat için vazgeçilmez bir şart olduğunu vurguluyor.

Son 15 yılda Türk tekstil ve hazır giyim sektöründe gerçekleştirilen toplam yatırım miktarı 78,17 milyar dolar olarak kaydedildi. Bu yatırımın 22,1 milyar doları makine ve teçhizat, 23 milyar doları ise bina yatırımlarına yönlendirildi. TGSD, bu rakamların Türkiye’nin üretim altyapısının Avrupa’nın en güçlü tedarik merkezlerinden biri olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Ancak, raporda vurgulanan en kritik nokta, sektörün artık kapasite artırmak yerine mevcut varlığını korumak için dönüşüm sürecine girmesi gerektiğidir. 2024 yılı itibarıyla sektörün net kar marjının %0,85’e kadar gerilemesi ve faaliyet karlılığının %5,99 seviyesinde kalması bekleniyor. Aynı dönemde net karda yaklaşık %73’lük bir azalma yaşanacağına dikkat çekilmektedir.

AB Düzenlemeleri Sektörü Etkiliyor

Raporda, Avrupa Birliği’nin yürürlüğe koyduğu düzenlemelerin sektörü doğrudan etkileyeceği ifade ediliyor. Ekotasarım Regülasyonu (ESPR), Dijital Ürün Pasaportu (DPP) ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD) gibi düzenlemeler, yeni dönemde Avrupa’ya satılan her ürün için sadece fiyat ve kalite yeterli olmayacağını ortaya koyuyor. Ürünlerin hammaddesi, karbon ayak izi, kullanılan kimyasallar, geri dönüştürülebilirlik oranı ve tedarik zinciri verileri dijital ortamda paylaşılmak zorunda kalacak. Avrupa’nın artık “ürün değil veri ithal ettiği” vurgulanıyor.

TGSD, Türk üreticiler arasında yaygın olan “AB düzenlemeleri bizi kapsamıyor” yaklaşımının büyük bir risk taşıdığını belirtiyor. Rapora göre, Avrupa’daki markalar yasal sorumluluklarını sözleşmeler aracılığıyla tüm tedarik zincirine aktarıyor ve Türkiye’deki üreticiler de bu yükümlülüklerin bir parçası haline geliyor. Bu nedenle, yalnızca Avrupa’daki markalar değil, onların tedarikçileri olan Türk üreticiler de insan hakları, çevresel uyum, karbon verileri ve sosyal uygunluk konularında denetlenebilir hale gelmek zorunda kalacak.

Rapor, ABD pazarındaki gelişmeleri de ele alıyor. Son dönemde ABD’de artan zorla çalıştırma denetimleri ve “greenwashing” davaları, şeffaflık ve izlenebilirlik taleplerinin hızla yükselmesine neden oldu. Bu bağlamda, Avrupa ve ABD pazarlarının ortak noktası olarak “kanıtlanabilir veri” öne çıkıyor.

Tekstil Atıklarından Ekonomik Değer

Türkiye’de yıllık yaklaşık 708 bin ton tekstil atığı meydana geliyor. Bu atıkların elyafa dönüştürülmesiyle yaklaşık 1 milyar dolarlık bir ekonomik değer elde edilebileceği hesaplanıyor. Ancak mevcut mevzuat nedeniyle tüketici sonrası tekstil atıklarının geri dönüşümünde önemli engeller bulunuyor ve bu durum, Avrupa ile rekabette yapısal dezavantaj yaratıyor.

TGSD’nin yol haritasına göre, sektörün dönüşümü üç aşamada gerçekleştirilecek. İlk aşamada 2026-2027 döneminde karbon ölçümü, Dijital Ürün Pasaportu ve tedarik zinciri uyumu çalışmalarına odaklanılacak. İkinci aşamada ise 2028-2030 yılları arasında döngüsel ekonomi entegrasyonu hızlandırılacak. Nihai hedef, 2030 sonrasında Türkiye’nin Avrupa’nın en güvenilir, en şeffaf ve en sürdürülebilir tekstil ve hazır giyim tedarik merkezi haline gelmesi olarak belirlendi.

Rapor, sürdürülebilirliğin artık bir tercih değil, “varlık sebebi” olduğunu vurguluyor. İlk uyumu sağlayan ülkelerin ve şirketlerin yeni dönemin kazananları olacağı belirtiliyor. “Amacımız sadece daha fazla üretmek değil; Türkiye’yi Avrupa’nın en güvenilir, en şeffaf ve en sürdürülebilir tedarik üssü haline getirmektir. ‘Made in Türkiye’ etiketi, artık sadece bir menşei belirtisi değil; kalitenin, hızın, şeffaf verinin ve doğaya saygının değişmez garantisidir” ifadeleriyle raporun ana mesajı özetleniyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu