Şadi Evren Şeker’den yapay zeka uyarısı: Aile parolası
Prof. Dr. Şadi Evren Şeker, yapay zeka destekli ses taklidi dolandırıcılıklarına karşı ailelerin yalnızca kendi bildiği bir aile parolası belirlemesini önerdi.
Yapay zekadaki hızlı ilerleme, günlük yaşamı kolaylaştıran çözümler sunarken dolandırıcıların yöntemlerini de dönüştürüyor. Teksas Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şadi Evren Şeker, özellikle yapay zekayla taklit edilen sesler üzerinden gerçekleştirilebilecek dolandırıcılıklara karşı aileleri uyardı ve basit bir önlem önerdi: Aile içinde yalnızca yakınların bildiği bir parola belirlemek.
Şeker, Milliyet.com.tr’ye yaptığı değerlendirmede yapay zeka alanında ülkelerin kendi verilerini işleyebilmesi, altyapı oluşturması ve nitelikli insan kaynağı yetiştirmesinin önem kazandığını söyledi. Türkiye’nin bu kapsamda attığı adımlardan biri, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından kullanıma sunulan milli yapay zeka platformu EVREN.
EVREN’in Türkiye’nin verilerini ülke içinde işleyebilmesi açısından önemli bir imkân sunduğunu belirten Şeker, platformda kullanılan modellerin büyük bölümünün dünyada geliştirilmiş açık modeller olduğunu ifade etti. Mevcut durumu, “Kütüphaneyi kurduk, raflara başkalarının kitaplarını yerleştirdik. Şimdi kendi kitabımızı yazma zamanı” sözleriyle anlattı.
Türkiye’nin ChatGPT veya DeepSeek ölçeğinde modeller geliştirebilmesi için en kritik unsurun insan kaynağı olduğunu vurgulayan Şeker, donanım ve fiziksel altyapının satın alınabileceğini ancak dünya çapında model geliştirecek ekiplerin kısa sürede oluşturulamayacağını dile getirdi. DeepSeek’in başarısında büyük bir bütçeden çok, nitelikli bir mühendis grubunun etkili olduğunu söyledi.
Yapay zeka yarışının artık yalnızca daha büyük modeller üretme yarışına indirgenemeyeceğini belirten Şeker, hız ve maliyet avantajı sağlayan verimli sistemlerin öne çıktığını kaydetti. Ona göre Türkiye’nin önceliği, dünyadaki büyük teknoloji şirketleriyle her alanda aynı ürünü geliştirmek yerine yerel ihtiyaçlara odaklanmak olmalı.
Konya’daki tarım üreticisinin toprağına, Denizli’deki tekstil işletmesinin sipariş süreçlerine, Kapadokya’daki pansiyonların müşteri ilişkilerine ve Türkçe iletişim kuran yaşlı hastaların ihtiyaçlarına yönelik çözümlerde Türkiye’nin önemli bir avantajı bulunduğunu ifade eden Şeker, bu alanların küresel şirketler tarafından aynı derinlikle bilinemeyeceğini söyledi.
Türkiye’nin yapay zekada bugün “iyi bir kullanıcı, umut veren bir geliştirici” konumunda olduğunu belirten Şeker, kullanıcı ülkeden üretici ülkeye geçişte belirleyici unsurun donanım değil, insan kaynağı olacağını vurguladı.
Siber güvenliğin de yapay zeka, uydu ve haberleşme teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte daha kritik hale geldiğini söyleyen Şeker, güçlü bir kilidin anahtarını dışarıda bırakmaya benzettiği güvenlik anlayışının yeterli olmayacağını dile getirdi. Savunma sanayisinden gelen birikim, yürürlüğe giren Siber Güvenlik Kanunu ve Türkiye’nin kendi haberleşme uydusunu üreten ve işleten az sayıdaki ülkeden biri olması önemli avantajlar arasında gösterildi.
Buna karşın siber güvenlik alanında uzman insan sayısının sınırlı olduğuna dikkat çeken Şeker, nitelikli çalışanların farklı yerlerden teklif aldığını belirtti. Yapay zekanın saldırı amaçlı da kullanılabildiğini ifade eden Şeker, siber mücadelede daha fazla cihaza sahip olanın değil, daha nitelikli ekip kuranın üstünlük sağlayacağını söyledi.
Anthropic’in 28 Eylül’de duyurduğu Claude Sonnet 5.5 için siber güvenlik yeteneklerindeki gelişmeler nedeniyle ek güvenlik önlemleri uygulandığını açıklaması da bu dönüşümün örnekleri arasında gösterildi.
Şeker, belediyeler, hastaneler ve KOBİ’ler için Türkçe çalışan, kendi ölçeklerine uygun ve yüksek maliyet oluşturmayan yerli siber güvenlik çözümlerine ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Güvenlik duvarlarının satın alınabileceğini, ancak güvenlik kültürünün eğitim ve sürekli tatbikatlarla oluşturulabileceğini belirterek yaklaşımı “Yerli altyapı, nitelikli insan, sürekli tatbikat” sözleriyle özetledi.
Yapay zekanın önümüzdeki yıllarda çalışma hayatındaki etkisinin daha görünür olacağını belirten Şeker, tekrarlayan ve kurallara dayalı işlerin önemli bölümünün makineler tarafından yapılacağını ifade etti. Ancak bu dönüşümün nitelikli çalışanlar için büyük fırsatlar da yaratacağını söyleyen Şeker, “Yapay zeka işinizi almayacak, onu kullanan nitelikli biri alacak” değerlendirmesinde bulundu.
Yapay zeka kullanım maliyetlerinin de hızla gerilediğini belirten Şeker, yeni modellerin önceki sistemlere kıyasla aynı işlemleri yaklaşık üçte bir daha düşük maliyetle gerçekleştirebildiğini söyledi. Bu gelişmenin dolandırıcılık yöntemlerini de değiştirdiğini vurgulayan Şeker, dolandırıcıların yakınların seslerini yapay zekayla taklit edebileceği uyarısında bulundu.
Ses taklidi dolandırıcılıklarına karşı ailelerin önceden bir aile parolası belirlemesini isteyen Şeker, bu kelime veya ifadenin yalnızca aile üyeleri tarafından bilinmesi gerektiğini söyledi. Şeker, dolandırıcıların bir kişinin sesini taklit edebileceğini ancak önceden belirlenen gizli parolayı bilemeyeceğini belirtti.
TBMM’de yapay zeka çağında telif haklarına ilişkin ihtiyaçları karşılamayı ve toplu hak yönetimi sistemi oluşturmayı amaçlayan kanun teklifinin komisyon görüşmelerinin sürdüğünü aktaran Şeker, düzenlemenin amacını olumlu bulduğunu ancak olası lisans maliyetlerine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.
Modeli eğitenlerle modeli kullananlara ayrı lisans yükümlülükleri getirilmesinin, yapay zekadan en verimli biçimde yararlanabilecek girişimcileri ve KOBİ’leri zor durumda bırakabileceğini belirten Şeker, yerel uygulamalardaki büyük fırsatın bu işletmelerin elinde olduğunu ifade etti. Yapay zeka düzenlemeleri konusunda dünyada henüz kusursuz bir model bulunmadığını, benzer tartışmaların ABD’de de devam ettiğini kaydetti.
Şeker, küresel rekabetin model büyüklüğünden verimlilik, nitelikli insan kaynağı ve uygulama kalitesine doğru kaydığını belirterek Türkiye’nin önceliklerini bu değişime göre şekillendirmesi gerektiğini söyledi.









