Yapay Zekâda Egemenlik: Orta Ölçekli Güçlerin Rolü

Hindistan’da düzenlenen yapay zekâ zirvesi, orta ölçekli güçlerin stratejilerini nasıl şekillendirmesi gerektiğine dair önemli ipuçları sundu.

Geçtiğimiz hafta Hindistan’ın başkenti Delhi’de dördüncü küresel yapay zekâ zirvesi gerçekleştirildi. Bu zirveler, ilk olarak 2023 yılında İngiltere’de YZ ‘Emniyet’ Zirvesi adıyla düzenlenmişti. Ardından geçen yıl Fransa’da YZ ‘Eylem’ Zirvesi yapıldı. Hindistan ise bu yıl YZ ‘Etki’ Zirvesi ile küresel güneyin yapay zekâ alanındaki varlığını pekiştirmeyi hedefliyor. Küresel güney terimi, Soğuk Savaş döneminde ‘üçüncü dünya’ olarak adlandırılan ülkelerin günümüzdeki ifadesidir. Bu zirvenin sonuçları, Hindistan’ın YZ konusundaki iddiasını uluslararası arenada güçlendirme açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Bir Türk olarak bu tür zirvelere katılmak zorlu bir süreç. Son anda davet edilmem rağmen, farklı bir gündem nedeniyle katılamadım. Ancak bu durum, Türkiye gibi orta ölçekli güçlerin yapay zekâ stratejilerini nasıl konumlandırmaları gerektiğine dair önemli çıkarımlar sağladı. Orta ölçekli güçlerden kastım, işleyen bir bürokrasiye, imalat kapasitesine ve dış politikada belirli bir etki alanına sahip olan Türkiye, Hindistan, Pakistan, Endonezya, Meksika ve Mısır gibi ülkeleri içeriyor. Bu ülkelerin, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında, zayıf devlet kurumlarına sahip en az gelişmiş ülkelerle ortak noktaları olduğunun altını çizmek gerekiyor.

Teknolojik Gelişmeler ve Kurumsal Yapılar

Geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen ‘Cerebrum Generation Next’ zirvesinde, Milli Teknoloji ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sadullah Uzun ile bir panelde yer aldım. YZ ile ilgili önemli açıklamalarda bulunan Kazakistan’ın eski Başbakan Yardımcısı Kairat Kelimbetov, “YZ alanında yalnızca iki büyük güç var: ABD ve Çin. Orta ölçekli güçler olarak bizler ise yolumuzu arıyoruz.” dedi. Bu tür basit ama etkili gözlemler, orta ölçekli ülkelerin YZ eylem planlarını kendi kapasiteleri ve uluslararası konumları doğrultusunda şekillendirmeleri gerektiğini vurguluyor. Zira YZ teknolojisinin gelişim hızı, geleneksel kurumsal yapıların gerisinde kalmasına neden oluyor.

Yerli ve Milli Modellerin Sınırları

Öncelikle, egemen bir yapay zekâ oluşturabilmek için sahip olamayacağımız unsurlara göz atmak gerekiyor. En ileri düzey YZ modellerini geliştirmek, yalnızca ABD ve Çin’in elinde. Bu modelleri oluşturabilecek sınırlı sayıda insan kaynağı, yalnızca bu ülkelerdeki üniversitelerde ve şirketlerde bir araya geliyor. Dolayısıyla, ‘yerli ve milli’ bir model geliştirme şansımız yok. En iyi model ile ortalama model arasında küçük farklılıklar, uzun vadede büyük mesafelere dönüşebilir. Eğer YZ modellerinde ‘küçük olsun, benim olsun’ anlayışını benimsersek, hem ekonomik hem de savunma alanında geri kalma riskiyle karşı karşıya kalırız.

İkincisi, bu modellerin çalıştığı veri merkezi altyapısının tamamen yerlileştirilmesi de mümkün görünmüyor. Bu, yüksek maliyetli yatırımlar gerektiriyor. 2026 yılında dünya genelinde veri merkezlerine 600 milyar dolarlık bir yatırım yapılması bekleniyor. Kullanılacak çiplerin üretimi ise Türkiye için oldukça zor. Burada önemli olan, en gelişmiş modellere ve veri merkezlerine güvenli erişim sağlamak ve olası yaptırımlardan korunmaktır. Bu, YZ mimarisini tedarikçilerden bağımsız bir şekilde kurabilmekle mümkün olacaktır. Ancak, tek bir tedarikçiye bağımlı kalmamak adına kamu kurumlarından sağlanan altyapının da aynı hatayı tekrarlamaması gerekiyor. Bu nedenle, bulut tedarikçilerinden biriyle diğerine geçiş yapabilen esnek sistemler oluşturulmalıdır. Ancak, birçok kişi bu geçişi ev eşyalarını taşımak kadar basit görmektedir. Oysa ev taşırken bile en basit detayların maliyetli olabileceği unutulmamalıdır.

Üçüncüsü, bazı altyapıların kritik öneme sahip olduğu durumlarda yerli olarak inşa edilmesi gerekmektedir. Ancak, neyin kritik olduğuna dair net bir tanım yapılması şart. Örneğin, finans altyapısı kritik kabul edilebilir. Ancak bu altyapıdaki her hizmetin kritik olup olmadığı sorgulanmalıdır. Her altyapıyı kritik görme eğilimi, hiçbir altyapının gerçekten kritik olmadığı sonucunu doğurabilir. Geçtiğimiz yazımda Avrupa’nın enerji bağımsızlığını örnek göstererek, her altyapının yerlileştirilmesinin maliyetinin toplumlar için sürdürülebilir olmadığını vurgulamıştım.

Şubat ayının başında Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile ‘Egemen YZ’ konulu özel bir seminere katılma fırsatım oldu. Pakistan, dünya genelinde yaklaşık 30 uzmanı İslamabad’a davet etmiş. Gerçekten de ilişki geliştirme kapasitelerine hayran kaldım. Toplantıda belirttiğim gibi, ülkelerimizin egemen YZ kapsamında tüm katmanları tek başına geliştirme kapasitesi yok. Ancak, menfaatleri uyumlu orta ölçekli güçler arasında hızlıca konu bazlı ittifaklar oluşturabiliriz. Örneğin, son dönemlerde sıkça konuşulan Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye ittifakını YZ alanında canlandırmak için neden harekete geçmiyoruz? Pakistan’da iyi bir insan kaynağı, Suudi Arabistan’da finans ve enerji, Türkiye’de ise organizasyon becerisi mevcut. Ortak proje çağrılarına ve stratejik altyapı yatırımlarına bir an önce başlamalıyız. Bu tür ittifakların büyük güçlerle pazarlık yapma kabiliyetimizi artıracağını da unutmamalıyız.

Sadullah Uzun’un belirttiğine göre, Türkiye önümüzdeki aylarda 2021-2025 dönemi için hazırlanan YZ stratejisinin yerine bir eylem planı açıklayacak. Bu, oldukça yerinde bir yaklaşım. Zira insanlar strateji yazarken, YZ teknolojisi başka bir boyuta geçiyor. Hızlı ve iteratif eylemlerle ilerlemeli ve bu eylemleri eski ve yeni müttefiklerimizle birlikte kurgulamalıyız.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu