Yaş Meyve Sebze İhracatında 2026 İçin Endişeler Artıyor
Yaş meyve sebze ihracatında 2026 yılı için maliyet, kur ve lojistik gibi riskler öne çıkıyor. Sektör temsilcileri endişelerini dile getiriyor.
Uludağ İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Berdan Ber, 2025 yılında yaşanan don olayları, döviz baskısı ve artan maliyetlerin yaş meyve sebze ihracatının rekabetçiliğini olumsuz etkilediğini vurguladı. Ber, İran’daki gelişmelerin Türkiye için Rusya pazarında yeni fırsatlar sunabileceğini, ancak Ortadoğu’daki risklerin devam ettiğini ifade etti. Ayrıca, navlun ve döviz desteğinin sektördeki önemi üzerinde durdu.
Berdan Ber, yaş meyve sebze sektörünün 2025 yılını zorlu koşullarla kapattığını belirtti. Nisan ayında meydana gelen don felaketinin meyve rekoltesinde büyük kayıplara yol açtığını, bunun da ihracat hacmini düşürdüğünü ve iç piyasada fiyatları artırdığını aktardı. 2025’te ihracat miktarında bir önceki yıla göre yüzde 16’lık bir düşüş yaşanırken, değer bazında ise yüzde 9’luk bir artış gözlemlendi. Bu durum, yaklaşık 4,2 milyon ton olan ihracatın 3,5 milyon tona gerilemesine, ihracat gelirinin ise 3,4 milyar dolardan 3,7 milyar dolara çıkmasına neden oldu.
Ber, nisan ayındaki don olayının özellikle kiraz, şeftali, armut, elma, nar ve ayva gibi ürünlerde ciddi kayıplara yol açtığını belirterek, bu kayıpların ihracat performansını doğrudan etkilediğini vurguladı. Ayrıca, 2025 yılında yalnızca iklim kaynaklı sorunların değil, ekonomik politikaların da sektörde belirleyici olduğunu ifade etti. Döviz kurlarının enflasyon karşısında zayıf kalmasının, dış pazarlardaki rekabet gücünü azalttığını belirten Ber, özellikle Avrupa merkezli rakip ülkelerle karşılaştırıldığında maliyet baskısının arttığını dile getirdi.
Yaş meyve sebze ihracatının toplam ekonomik büyüklük içindeki payının sınırlı olduğunu belirten Ber, buna rağmen sektörün üretim ve istihdam açısından stratejik bir rol oynadığını kaydetti. Toplam ihracata verilecek yaklaşık yüzde 5’lik bir döviz desteğinin, kamuya düşük maliyetle yansıyacağını ancak yüz binlerce üretici ve ihracatçı için önemli bir rahatlama sağlayabileceğini ifade etti.
2026 yılına yönelik değerlendirmesinde Ber, iklim koşullarının mevsim normallerinde seyrettiğini ve üretim tarafında şu an için belirgin bir risk görünmediğini söyledi. Ancak maliyetler, döviz politikası ve lojistik baskısının devam ettiğini vurguladı. Özellikle devlet destekli rakip ülkelerin Türkiye’nin pazar payını zorladığını belirten Ber, son dönemde Mısır’ın ihracatını artırmak için devlet destekleriyle daha agresif hale geldiğini ifade etti. Ber, “Büyük emekle elde edilen pazarları kaybetmek çok kolay olabiliyor” dedi.
İran’daki gelişmelerin bölgesel tedarik zincirleri üzerindeki etkisinin henüz netleşmediğini belirten Ber, İran üretiminde yaşanabilecek olası daralmanın Türkiye’yi özellikle Rusya pazarı açısından yeniden öne çıkarabileceğini söyledi. Ber, Rusya ile İran arasındaki güçlü ticari bağlara dikkat çekerek, Türkiye’nin geçmişte yaşanan uçak krizi döneminde bu pazarda önemli kayıplar verdiğini hatırlattı. Ancak İran’ın üretim tarafında zayıflaması durumunda Türkiye için yeni fırsatlar doğabileceğini ifade etti.
Ortadoğu pazarları açısından belirsizlik ve risklerin devam ettiğini belirten Ber, arz fazlası oluşması durumunda Türkiye’nin Avrupa’daki alternatif tedarikçilere karşı rekabet avantajı elde edebileceğini dile getirdi. Navlun maliyetlerindeki artışın, sektördeki diğer girdi baskılarıyla birlikte ihracatçının kârlılığını zayıflattığını belirten Ber, özellikle Uzak Doğu ve denizaşırı pazarlarda lojistik maliyetlerinin daha belirgin bir sorun haline geldiğini söyledi. Ber, bu pazarlarda devlet destekli hava ve deniz lojistiği modellerinin devreye alınmasının pazar payını artırabileceğini savundu.
Pestisit ve gıda güvenliği konusunda Türkiye’nin son yıllarda önemli bir ilerleme kaydettiğini belirten Ber, Tarım ve Orman Bakanlığı, ihracatçı birlikleri ve firmaların yoğun çalışmalarıyla izlenebilirlik temelli sistemlerin güçlendiğini ifade etti. Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük üretici ülkelerinden biri olmasına rağmen pestisit kullanımında 4. sırada yer aldığını, Avrupa Birliği’nin RASSF bildirimlerinde ise binde 3 (yüzde 0,3) seviyesinde geri bildirim aldığını söyledi. Üretim ve ihracat aşamasında yapılan yoğun denetimlerin gıda güvenliği açısından önemli olduğunu ancak bu denetimlerin ihracatçılar üzerinde ek maliyet yarattığını vurguladı.
İç piyasada tüketicinin yüksek fiyatlarla karşılaşırken üreticinin yeterince kazanamaması konusuna da değinen Ber, 2025 yılının don felaketi ve maliyet şokları nedeniyle istisnai bir yıl olduğunu ifade etti. Tarla ile raf arasındaki fiyat farkının yalnızca aracılık marjlarından kaynaklanmadığını, işçilik, ara nakliye, ayıklama, paketleme, ambalaj, vergi, işletme giderleri ve şehirler arası lojistik maliyetlerinin fiyat oluşumunda belirleyici hale geldiğini belirtti. Ber, bugün örtü altı bir ürünün üretim maliyetinin asgari 30 TL/kg seviyesine ulaştığını, bu rakamın ürünün hazırlanma biçimine göre daha da yükselebileceğini kaydetti.
Sürdürülebilir tarım ve su verimliliği konusunda Türkiye’nin en kritik ihtiyacının, Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı ile uyumlu, devlet destekli ve bilimsel temelli bir dönüşüm programı olduğunu belirten Ber, yenilenebilir enerji, yağmur suyu hasadı, pestisit azaltımı, iyi tarım uygulamaları, karbon ayak izi takibi ve geri kazanım konularında daha güçlü yol haritalarına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Ber, üretimde verimlilik ve çeşitliliğin artırılması için planlı üretim modelinin daha etkin uygulanması gerektiğini, dijital altyapılar ve veri temelli analizlerle üreticilerin yönlendirilmesinin büyük kazanımlar sağlayabileceğini söyledi. “Gıda bir ülkenin milli güvenlik meselesidir” diyen Ber, üretici, ihracatçı ve kamunun ortak hareket etmesi halinde Türkiye’nin yaş meyve sebze üretiminde ve ihracatında daha güçlü bir pozisyon alabileceğini vurguladı.




