Ortadoğu’daki Çatışmalar Derinleşiyor; Petrol Savaşları Başlıyor
Ortadoğu’daki çatışmaların genişlemesi, petrol savaşlarını da beraberinde getiriyor. İran ve ABD arasındaki gerilim artıyor.
Tahran, Çin ile gerçekleştirdiği ikili anlaşmaları uluslararası bir sistem haline dönüştürme çabası içerisinde. Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20’sini elinde bulunduruyor. Eğer Çin’in para birimine dayalı petrol, Hürmüz’den geçmenin anahtarı haline gelirse, bu durum Pekin’in de çatışmaya dahil olması anlamına gelebilir.
İran meselesinin küresel ekonomiyi tehdit etme noktasına gelmesi, ateşkes girişimlerini de gündeme getirmiş durumda. İran ile ABD arasında çatışma başlamadan önce arabuluculuk yapan Umman, yeniden devreye girmeye çalışıyor.
Türkiye Savaşa Girmemekte Kararlı
Türkiye, topraklarına yönelik kimliği belirsiz füze saldırılarına rağmen, ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmaya katılmamaya kararlı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümetin Türkiye’yi savaşa sürüklemek isteyen provokasyonlara karşı dikkatli davrandığını ifade etti. Ayrıca, Türkiye’nin hava sahasını ihlal eden tehditlere karşı gerekli önlemleri aldığını belirtti. Erdoğan, hava savunması için NATO’dan destek aldıklarını, ancak S-400’lerin durumu hakkında belirsizliklerin devam ettiğini vurguladı. Hava sahasını korumak amacıyla, Almanya’daki ABD üssünden Patriot füzeleri Türkiye’ye getirildi ve Malatya yakınlarına konuşlandırıldı. S-400’lerin nerede olduğu ve kullanılıp kullanılmadığı konusunda ise yetkililer sessizliğini koruyor. Bu konu, Ankara’da tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.
ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, tüm Ortadoğu’yu etkisi altına almaya devam ediyor. Her iki tarafın da çatışmayı genişletme politikaları bu durumu etkiliyor. ABD, geleneksel Batı müttefiklerini kendi yanında savaşa çekmeye çalışırken, İran da Çin’i yanına çekme çabasında. Çatışma süreci, petrol üzerinden genişleme yönünde bir evrim geçiriyor.
ABD, İran’ın Petrol İhracatını Hedef Alıyor
ABD’nin İran’daki Hark Adası’na yönelik gerçekleştirdiği saldırı, Başkan Trump’ın ifadesiyle, “Orta Doğu tarihinin en güçlü bombardımanlarından biri” olarak kaydedildi. İran, Basra Körfezi’nin kuzeyinde bulunan Hark Adası üzerinden ham petrol ihracatının yaklaşık %90’ını gerçekleştiriyor. Savaş öncesinde Hark Adası’ndan günde yaklaşık 3 milyon varil petrol ihraç eden İran, bu ada üzerinden küresel petrol arzının %2’sini karşılıyordu.
Molla rejimi, Hark Adası’na yapılan saldırıya karşılık, Hürmüz Boğazı’ndan geçecek petrol tankerleri için ödemelerin ABD Doları yerine Çin Yuanı ile yapılması gerektiğini gündeme getirdi. 1971 yılında dolar-altın konvertibilitesinin sona ermesiyle, ABD Doları’nın küresel hegemonyası Suudi Arabistan’ın petrolü yalnızca Dolar karşılığında satma kararı ile pekişti. Ancak son yıllarda İran ile Çin’in yaptığı anlaşmalar, petrol ticaretinin kendi para birimleri üzerinden yapılması kararları ile bu durumu sarsmaya başladı. Şimdi Tahran yönetimi, Çin ile yaptığı anlaşmaları uluslararası bir sistem haline getirmeye çalışıyor.
Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20’sini elinde bulunduruyor. Eğer Çin’in ulusal parasına dayalı petrol, Hürmüz’den geçmenin tek anahtarı haline gelirse, bu durum Pekin’in de çatışmaya dahil olması anlamına gelecektir.
Lübnan, Irak ve Yemen Üzerine Dikkat
İsrail, İran’ı etkisiz hale getirme çabasını ABD’ye bırakırken, ağırlığını Lübnan’a vermeye başladı. Başkent Beyrut havadan bombardıman altında kalırken, ülkenin güneyindeki Sayda ise karadan saldırılara maruz kalıyor.
İran, Irak’taki Haşd-i Şabi adlı silahlı gücü çatışmalara dahil etti. Haşd-i Şabi, Irak’taki ABD üslerine ve Kürt bölgelerine saldırırken, ABD de buna karşılık vermekte. İran’ın yeni silahlı unsurları arasında Yemen’deki Husilerin de olabileceği düşünülüyor. İran, Husiler aracılığıyla Kızıldeniz’de gerginliği artırarak, Hürmüz Boğazı’ndaki sorunlara yeni bir boyut eklemeyi planlıyor.
Hindistan’ın Durumu: Ne Ekersen, Onu Biçersin
Hindistan, günümüzde “Ne ekersen, onu biçersin” atasözünün somut bir örneği haline geldi. İran meselesinde Hindistan, açıkça Washington ve Tel Aviv’in yanında yer aldı. Hindistan Başbakanı Modi, savaş başlamadan dört gün önce İsrail’i resmi olarak ziyaret etti. Savaşın ilk günlerinde Hindistan’ın davetiyle MILAN-2026 deniz tatbikatına katılan İran fırkateyni, ABD ve İsrail tarafından hedef alındı. Hindistan, BRICS’te ortağı olan İran’ın zor durumda kalan askerlerine yardım çağrılarına cevap vermedi.
Ancak İran Hürmüz Boğazı’nı kapatınca, sıkışan Hindistan, Tahran’ın kapısını çaldı. İran, Hint gemilerinin Boğaz’dan çıkışına, yalnızca kendi el konulan tankerlerinin salıverilmesi karşılığında izin verdi.
İran Savaşı, Rusya İçin Fırsat Oluyor
İran’dan petrol akışının durmasıyla Hindistan, Rusya’ya yönelmekte. Moskova, Hindistan’a ham petrol ihracatının fiyatını varil başına 50 dolardan 95 dolara yükseltti. Oysa IEA raporuna göre, Rusya’nın Ukrayna işgalinden sonra en düşük ihracatı ve en düşük petrol geliri Şubat 2026’da gerçekleşmişti. ABD-İsrail’in Şubat sonundaki İran saldırısı, Rusya için önemli bir gelir kaynağını yeniden elde etme fırsatı sundu. Artık Rus petrolü, mali olarak savaş öncesine göre yaklaşık iki kat daha değerli hale geldi.
Öte yandan, İran’daki Molla rejimi Türkiye’de pek sevilmese de, ABD-İsrail’in bu ülkede rejim değiştirme çabaları Türk kamuoyunda tepkiyle karşılanmakta. AK Parti hükümetinin ABD’nin Trump yönetimiyle yakın ilişkileri Türkiye’ye bazı avantajlar sağlasa da, Amerikan karşıtlığı kamuoyunda hâlâ baskın bir duygu olarak öne çıkmakta.
Türk halkı, ABD yönetimine, Henry Kissinger’ın sözleriyle bakmakta: “Amerika’nın düşmanı olmak tehlikeli olabilir, ama dostu olmak ölümcüldür.” Ortadoğu’da yıllardır ABD’ye dayanan Arap ülkelerinin durumu, Kissinger’ın öngörüsünü haklı çıkarır nitelikte.
Ufukta Ateşkes Görünmüyor
İran meselesinin küresel ekonomiyi tehdit etmesi, ateşkes girişimlerini gündeme getirmiş durumda. İran ile ABD arasında çatışma başlamadan önce arabuluculuk yapan Umman, yeniden devreye girmeye çalışıyor. Türkiye de taraflara, ateşkes için kolaylaştırıcı rol oynamaya istekli olduğunu iletiyor.
Ancak henüz bir ateşkes umudu görünmüyor. ABD’nin sıkıştığını gören Tahran yönetimi, elini oldukça yüksekten açmış durumda. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, ateşkes için, “İran’ın egemenliğinin tanınması, savaşın zararları için tazminat ve ABD-İsrail cephesinden yeni saldırılar olmayacağına dair uluslararası güvence” şartlarını öne sürdü.
Henüz kamuoyuna yansımayan, ancak bir mesajla tavrını açıklayan İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney, ateşkes için daha sert şartlar öne sürdü. Hamaney, bölgedeki Amerikan üslerinin hedef olmaya devam edeceğini ve Hürmüz Boğazı’nın baskı aracı olarak kullanılacağını vurguladı. Hamaney’in mesajındaki “direniş cephesi” vurgusu, İran’ın bölgedeki silahlı müttefiklerine harekete geçmeleri için bir çağrı niteliğindeydi.
ABD Başkanı Trump’ın saldırıların ilk günlerinde, “İranlı siyasetçiler sığınaklara saklanacak” sözleri, Kudüs günü anmalarında İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve rejimin güçlü isimlerinden Ali Laricani’nin Tahran sokaklarında, korumasız bir şekilde halkla birlikte görüntü vermeleriyle çelişiyor. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun İran saldırısında çöken ikametgahından sağ çıkıp çıkmadığı belirsizken, Trump, ABD sokaklarında rahatça dolaşamazken, İranlı siyasetçilerin Tahran’dan “buradayız, ayaktayız” mesajı vermesi dikkat çekici bir durum.




