Irak Ekonomisindeki Çöküş Türkiye İhracatını Tehdit Ediyor
Irak ekonomisinin çöküşü, Türkiye’nin ihracatını tehdit ediyor. Krizin etkileri ve sonuçlarıyla ilgili detaylar.
Mart 2026 itibarıyla, İran-ABD savaşının etkisiyle Orta Doğu’nun önemli petrol üreticisi Irak, ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın verileri, Irak ekonomisinin sadece zayıf bir durumda olmadığını, aynı zamanda yapısal bir çöküşün eşiğine geldiğini gösteriyor. Bu durum, Türkiye’nin 20 milyar dolara yaklaşan ticaret hacmi ve bölgedeki stratejik konumu nedeniyle, Türkiye’nin de bu finansal bulaşıcılığın kurbanı olabileceğine işaret ediyor.
Irak, bütçe gelirlerinin %92’sini ham petrol satışlarından elde eden bir ülke olarak, Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılmasıyla büyük bir darbe aldı. Savaş öncesinde günlük 3,4 milyon varil olan petrol ihracatı, günümüzde 250 bin varile kadar düşmüş durumda. Bu durum, Irak’ın nakit akışının neredeyse tamamen durması anlamına geliyor. Ayrıca, Irak’ın güneyindeki Basra terminallerinden sevkiyat yapılamaması nedeniyle depolama tankları kritik seviyelere ulaştı ve bu da üretimin üçte bir oranında azalmasına yol açtı.
Uzmanlar, Irak’ın sevkiyatlarının durması nedeniyle 5,4 milyar dolar doğrudan gelir kaybı yaşadığını ve günlük net zararının 128 milyon dolar seviyesine ulaştığını tahmin ediyor. Türkiye için Irak, sadece bir komşu değil, aynı zamanda Almanya ve ABD’den sonra en büyük üçüncü ihracat pazarı. Yıllık ticaret hacmi 15-20 milyar doları bulan bu ilişki, Irak’taki likidite krizinin etkisiyle ciddi bir tehdit altında kalmış durumda.
Türkiye’nin Irak’a yaptığı yaklaşık 13 milyar dolarlık ihracat, gıda, ilaç, inşaat malzemeleri ve mobilya gibi reel sektörün temel unsurlarını içeriyor. Irak’ın alım gücündeki çöküş, Türk KOBİ’leri için sipariş iptalleri ve tahsilat sorunları yaratma riski taşıyor. Ayrıca, Irak’ın temel gıda maddelerinin %90’ını ithal etmesi ve Türkiye’nin bu alandaki en büyük tedarikçi olması, Bağdat’taki kamu maaşlarının ödenememesi durumunda gıda güvenliği ve sosyal huzursuzluk riskini artırıyor.
Irak yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte Türkiye üzerinden Akdeniz’e açılan Kerkük-Ceyhan boru hattına yönelmiş durumda. Ancak bu hat, Irak’ın bütçe açığını kapatmak için yeterli olmayacak. Kerkük-Ceyhan hattının kapasitesi geçmişteki saldırılar nedeniyle uzun süre atıl kalmıştı ve şu anda yalnızca 250 bin varil kapasiteyle çalışabiliyor. Ayrıca, Bağdat ile Erbil arasındaki yetki tartışmaları ve Türkiye ile olan ilişkiler, bu hattın istikrarlı bir şekilde kullanılmasını zorlaştırıyor.
Irak’ın enerji bağımlılığı da ciddi bir sorun teşkil ediyor. Ülkenin elektrik şebekesinin üçte biri İran’dan gelen gaza bağlı. Savaş nedeniyle bu akışın kesilmesi, yaz aylarında Irak’ı karanlıkta bırakma riskini artırıyor. Irak, her yıl 18 milyar metreküpten fazla doğalgazı yakarak havaya salıyor ve bu durum, ülkenin enerji ihtiyacını karşılamak için yeterli olmuyor.
Ekonomistler, Irak’ta yaşanacak bir mali çöküşün Türkiye’nin özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde bir resesyona yol açabileceği konusunda uyarıyor. Gaziantep, Şırnak ve Mardin gibi iller, Irak pazarının lokomotifi konumunda. Bağdat’ın ithalat yapamaz hale gelmesi, bu illerdeki sanayi bölgelerinde üretim duraksamalarına yol açabilir. Ayrıca, Türk bankacılık sistemi ve ihracat sigorta mekanizmaları, Irak ile iş yapan firmaların batık kredi riskini izlemek zorunda kalacak.
Sonuç olarak, Irak’ın son yirmi yılda ekonomisini çeşitlendirememesi ve altyapıya yatırım yapmaması, hem kendi halkını hem de Türkiye’yi zor bir duruma soktu. Brent petrol fiyatlarının yükselmesi, Irak için bir mali kalkan olabilmesi gerekirken, sevkiyat yollarının kapanması nedeniyle bu yüksek fiyatlar sadece maliyet olarak geri dönüyor. Irak’taki bu kriz, Türkiye için yalnızca bir komşuda yangın değil, aynı zamanda reel sektörden lojistiğe, bankacılıktan enerji güvenliğine kadar uzanan geniş bir ihracat resesyonu riskidir.




