İSO 500’de Savunma Sanayi Yükselişi, 88 Firma Karbon Vergisi Kapsamında

İSO 500 listesinde savunma sanayinin yükselişi dikkat çekerken, 88 firma Avrupa’nın karbon sınır vergisi kapsamına girdi.

İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) 17 Haziran 2026’da yayınladığı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025” raporu, savunma sanayisinin dikkat çekici yükselişiyle gündeme geldi. Ancak bu listenin arka planında, yeşil ekonomi açısından daha acil bir durum söz konusu: Türkiye’nin sanayi devleri arasında yer alan 88 firma, 1 Ocak 2026 itibarıyla Avrupa Birliği’nin karbon sınır vergisi uygulamasıyla doğrudan etkilenecek. Bu durum, jeopolitik gelişmelerin göz önünde bulundurulması gereken bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor.

Liste açıklandığında, ekonomi medyasının ilgisi savunma sanayisindeki bu tarihi başarıya yoğunlaştı. İSO 500 tarihinde ilk kez iki savunma sanayi kuruluşu ilk 10’a girmeyi başardı. TUSAŞ, 2024’teki 11’inci sıradan 7’nciliğe, Aselsan ise 17’nciliğinden 9’unculuğa yükseldi. Roketsan 35’inci sıradan 22’nciliğe, Arca Savunma ise listeye 12’nci sıradan girdi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, bu durumu, savunma sanayisinin son yıllarda ulaştığı üretim kapasitesi ve küresel rekabet gücünün bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Bu yükseliş önemli bir gelişme olmakla birlikte, yeşil dönüşüm açısından göz ardı edilemeyecek bir tablo da ortaya çıkıyor. Savunma sanayisindeki teknolojik ilerlemeler, tarihsel olarak sivil alanlara da yayılmıştır; örneğin radar teknolojisi telekomünikasyona, jet motoru mühendisliği enerji türbinlerine dönüşmüştür. Türkiye’nin savunma alanında edindiği bilgi birikimi, yeşil teknolojilerin gelişimine katkı sağlayabilir. Ancak bu potansiyelin ne ölçüde değerlendirileceği, bilinçli bir yönlendirme gerektiriyor.

Bu durumun arkasında yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda bölgesel çatışmalar ve artan jeopolitik belirsizlikler de yatıyor. Bu koşullar, birçok ülkeyi savunma yatırımlarına yönlendiriyor. Ancak iklim politikalarının kendine özgü bir takvimi var ve bu takvim, çatışma haritalarına göre işlemiyor.

Savunma sanayinin ilk 10’a girişi dikkat çekici olsa da, listenin en üstünde yer alan firmaların çoğu hala karbon yoğun üretim yapıyor. TÜPRAŞ, 698,8 milyar lira üretimden satışla birinci sırada yer alırken, Star Rafineri üçüncü ve Türkiye Petrolleri sekizinci sırada bulunuyor. İçten yanmalı motorların hâlâ belirleyici olduğu otomotiv sektörü de ilk 10’u dolduruyor. İlk 10 kuruluşun toplam üretiminin yaklaşık yüzde 84’ü fosil ve karbon bağımlı şirketlerden geliyor. Savunma sanayi ilk 10’a girmiş olsa da, bu durum listenin karbon kimliğini değiştirmiyor.

Bahçıvan’ın 2025 sunumunun ana ekseni de bu durumu destekliyor. Konuşmasında, finansman maliyetleri ve devreden KDV yükünün 120 milyar lirayı aşması gibi konulara değindi. Karbon, CBAM ve yeşil dönüşüm baskısı, sektörün temsil organının gündeminde neredeyse hiç yer bulmadı. Oysa Avrupa pazarına çelik, çimento ve alüminyum satan firmalar için 2026, yeni bir maliyet kaleminin devreye girdiği yıl oldu.

Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), 1 Ocak 2026 itibarıyla geçiş döneminden kesin döneme geçti ve bu tarihten itibaren mali yükümlülükler başladı. Mekanizma, çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen gibi altı sektörü kapsıyor. 2026’dan itibaren Avrupa’ya yapılan ithalat için karbon maliyetleri birikmeye başladı; ilk sertifika teslimi ise 30 Eylül 2027’de gerçekleştirilecek. Karşılanamayan her ton karbon için ceza, sınırsız biçimde 100 euro olarak belirlendi.

İSO 500 listesini bu açıdan değerlendirdiğimizde, tablo netleşiyor. Doğrudan CBAM kapsamındaki dört imalat sektörü (demir-çelik, çimento, alüminyum ve gübre) listede 88 firmaya, yaklaşık 2,06 trilyon lira üretimden satışa ve listenin raporlanan ihracatının yaklaşık yüzde 13’üne karşılık geliyor. Bu 88 firma, İSO 500’ün toplam üretiminin yüzde 18,9’unu oluşturuyor. Yani Türkiye’nin sanayi devleri arasında önemli bir bölüm, Avrupa’nın karbon sınırının doğrudan etkisi altında bulunuyor.

En fazla etkilenen sektör demir-çelik. Listede 47 demir-çelik firması yer alıyor ve bunlar arasında İskenderun Demir ve Çelik (11’inci), Çolakoğlu Metalurji (18’inci) ve Ereğli Demir ve Çelik (16’ncı) gibi önde gelen isimler bulunuyor. Bahçıvan’ın belirttiği gibi ana metaller sektörünün üretimden satış payı 2025’te 2,9 puan geriledi; ancak bu gerileme emtia fiyatlarındaki düşüşten kaynaklandı ve sektörün karbon yoğunluğunu azaltmadı. Pay düşse de bu firmalar hâlâ CBAM kapsamının en büyük ihracatçı bloğunu oluşturuyor.

Peki, yeşil enerji bu tablo içinde nerede duruyor? Cevap karmaşık. Güneş enerjisi üreticilerinin çoğu 2025’te sıralamada geriledi; örneğin Smart Güneş Enerjisi 314’üncü sıradan 417’nciliğe, Alfa Solar ise 329’uncudan 479’unculuğa düştü. Bu durum, kısa vadede yeşil üretim tarafının da finansman ve talep baskısından etkilendiğini gösteriyor. Ancak tablo tamamen karamsar değil. Enerji depolama alanında faaliyet gösteren Siro, 142’nci sıradan 90’ıncılığa yükselerek dikkat çeken bir başarı elde etti; Kalyon Güneş Teknolojileri ise listeye yeni girdi. Yani yeşil enerji potansiyeli zayıf olsa da, hâlâ canlı bir durum söz konusu.

Bahçıvan’ın sunumunda umut verici iki veri de bu durumu destekliyor: yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı yüzde 7,6’ya yükseldi ve AR-GE harcaması yapan firma sayısı arttı. Yüksek teknoloji ile yeşil dönüşüm, aynı madalyonun iki yüzüdür; verimlilik, dijitalleşme ve ileri malzeme olmadan düşük karbonlu üretim mümkün değildir. Savunma sanayisindeki teknolojik birikimin sivil ve yeşil alanlara aktarılması, tam da bu kesişim noktasında anlam kazanır.

2025 listesinin yeşil okuması, Türkiye sanayisinin savunmaya ve geleneksel güçlü sektörlerine yöneldiğini gösteriyor. Ancak Avrupa’nın karbon saati bu yönelişi beklemiyor. CBAM’ın mali dönemi başladı ve listede 88 firma bu mekanizmanın doğrudan kapsamına girdi. Yeşil dönüşüm, ertelenemez bir gündem maddesi; karbon yoğun ihracatın Avrupa pazarındaki rekabet gücünü koruyabilmesi için bu dönüşüm şart. Savunmadaki teknolojik sıçrama, bu dönüşüme bir katkı sağlayabilir; ancak bu potansiyelin hayata geçirilmesi için bilinçli bir politika ve yatırım yönelimi gerekmektedir. Önümüzdeki yıllarda İSO 500 listeleri, bu potansiyelin ne kadar büyüdüğünün en güvenilir göstergesi olacak.

Türkiye sanayisinin, savunmadaki teknolojik sıçramayı yeşil dönüşüme dönüştürüp dönüştüremeyeceğini düşünüyorsunuz? Yoksa karbon sınır vergisinin faturası bu fırsatı yakalamadan mı yükselecek? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu