Lisanssız RES ve GES için Kapasite Sıfırlandı: 15 Bölgeden 9’unda Durum Kritik
TEİAŞ’ın duyurusu, 15 bölgeden 9’unda lisanssız RES ve GES için kapasitenin sıfırlandığını ortaya koydu. Yatırımcılar için yeni zorluklar baş gösteriyor.
TEİAŞ, 26 Mayıs 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, lisanssız güneş ve rüzgar enerjisi başvurularında yatırım iştahının yanı sıra iletim seviyesindeki bağlantı kapasitesinin kritik bir konu haline geldiğini vurguladı. EPDK’nın 26 Şubat 2026 tarihli 14353 sayılı Kurul Kararı çerçevesinde, 1 Aralık 2025 ile 30 Nisan 2026 tarihleri arasında yapılan başvuruların değerlendirme sonuçları ve bölgesel kalan kapasite tablosu yayımlandı.
Bu duyuru, iletim gerilim seviyesinden şebekeye bağlanacak olan lisanssız güneş ve rüzgar enerjisi üretim başvurularının sonuçlarını içeriyor. İki ana belge yayımlandı: Bölgesel kalan RES ve GES kapasitelerini gösteren harita ile başvuruların detaylı değerlendirildiği rapor.
Değerlendirme raporunda başvurular, bölge, TEİAŞ evrak kayıt numarası, tüketim ve üretim durumu, başvuru kapsamı, tahsis edilen kapasite ve değerlendirme sonucu gibi başlıklarla sıralanıyor. Bu yapı, lisanssız üretim sürecinde yalnızca proje geliştirme değil, aynı zamanda doğru bölge seçimi, uygun tüketim eşleşmesi, yeterli proje büyüklüğü ve evrak uygunluğunun da belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.
Rapor, 1 Aralık 2025 ile 30 Nisan 2026 tarihleri arasında TEİAŞ’a yapılan başvuruları kapsıyor ve bu başvurular EPDK’nın 26 Şubat 2026 tarihli Kararı doğrultusunda değerlendirildi. Dolayısıyla, bu duyuru yalnızca bir kapasite listesi değil; aynı zamanda yeni tahsis önceliklerini ve teknik eşikleri gösteren bir piyasa sinyali niteliği taşıyor.
TEİAŞ’ın yayımladığı haritaya göre, 15 bölgeden 9’unda iletim gerilim seviyesinden şebekeye bağlanacak RES ve GES için kalan kapasite 0 MWe olarak kaydedildi. Pozitif kalan kapasite yalnızca 6 bölgede bulunmakta ve toplamda 52 MWe seviyesinde kalmaktadır.
Kalan kapasiteye sahip bölgeler arasında 1, 3, 8, 9, 11 ve 12 numaralı bölgeler yer almakta. Haritada, 1. bölgede 8,1 MWe, 3. bölgede 5 MWe, 8. bölgede 5,4 MWe, 9. bölgede 5,6 MWe, 11. bölgede 14,1 MWe ve 12. bölgede 13,8 MWe kapasite gözlemleniyor. Diğer bölgelerde ise kalan kapasite sıfır olarak belirtiliyor.
Bu durum, lisanssız RES ve GES yatırımlarında bağlantı kapasitesinin artık yatırımın en önemli kriteri haline geldiğini gösteriyor. Güneş veya rüzgar projeleri için gerekli olan arazi, finansman ve teknik hazırlık tek başına yeterli olmuyor. Eğer projenin bağlanacağı bölgede kapasite yoksa, yatırımın ilerlemesi doğrudan kısıtlanıyor.
Bu durum, özellikle farklı bölgelerde tüketim ve üretim planlayan veya büyük ölçekli lisanssız üretim modeliyle hareket eden yatırımcılar için daha da belirleyici hale geliyor. Zira iletim seviyesindeki bölgesel kapasite dolduğunda, başvurular öncelik sıralamasında geride kalabiliyor veya teknik değerlendirmeye alınmadan elenebiliyor.
TEİAŞ’ın değerlendirme raporu, 190 başvuru satırından oluşuyor. Yapılan incelemede, 108 satırda tahsis edilen kapasite 0 MWe olarak görünürken, 82 satırda ise pozitif kapasite tahsisi yer alıyor. Bu dağılım, başvuruların önemli bir kısmında kapasite tahsis hakkı kazanılamadığını ya da başvurunun evrak, teknik eşik ya da bölgesel kapasite sınırları nedeniyle olumsuz sonuçlandığını gösteriyor.
Raporun birçok satırında, “bölgesel kapasite limiti dahilinde öncelik sıralamasında geride kaldığı için kapasite tahsis hakkı kazanamamıştır” ifadesi yer alıyor. Bu ifade, 64 satırla en yaygın olumsuz değerlendirme gerekçesi olarak öne çıkıyor. Bu durum, yeni dönemin en net özeti: şebeke bağlantı kapasitesi kısıtlı olduğunda, başvuru yapmak, yatırım hakkı elde etmek anlamına gelmiyor.
Rapor, kapasite tahsis hakkı kazanan başvurular için Enerji İşleri Genel Müdürlüğü’nün görüşü doğrultusunda sistem bağlantı görüşü verileceğini belirtiyor. Bu, kapasite tahsisinin proje için önemli bir eşik olduğunu, ancak nihai yatırım sürecinin yine teknik ve idari adımlara bağlı olarak ilerleyeceğini gösteriyor.
Tabloda 0 MWe dışındaki tahsis değerleri çok farklı büyüklüklerde yer almakta. Bazı başvurularda birkaç yüz kWe düzeyinde kapasite tahsisi görülürken, bazı satırlarda 50 MWe, 55 MWe, 60 MWe ve 75 MWe gibi daha büyük tahsisler de bulunuyor. Bu durum, iletim seviyesindeki lisanssız üretim başvurularının yalnızca küçük ölçekli projelerle sınırlı kalmadığını, daha büyük tüketim eşleşmeli projelerin de sistemde yer aradığını gösteriyor.
Rapor, kapasite tahsis hakkı kazanamayan başvurular için birkaç temel gerekçe sunuyor. En sık karşılaşılan gerekçelerden biri, bölgesel kapasite limiti içinde başvurunun öncelik sıralamasında geride kalması. Bu gerekçe 64 satırda geçiyor. Bu durumda başvuru teknik olarak uygun olsa bile, bölgede yeterli kapasite kalmadığı için tahsis hakkı kazanılamıyor.
Bir diğer önemli gerekçe, tüketim ve üretim noktası farklı olan başvurularda proje başvuru gücünün 20 MWe altında kalması. Raporda bu nedenle kapasite tahsis hakkı kazanamayan 6 başvuru bulunuyor. Bu eşik, özellikle farklı bölgede üretim planlayan yatırımcılar için kritik bir teknik sınır oluşturuyor.
Bazı başvurular ise kapasite yetersizliğinden değil, evrak ve uygunluk eksikliklerinden dolayı olumsuz değerlendirildi. Raporda 16 satırda başvuru ücreti dekontunun yanlış olması gerekçesi yer alıyor. Ayrıca, Tarım ve Orman Bakanlığı veya ilgili il müdürlüğünden alınması gereken belgenin bulunmaması, MAPEG uygunluk belgesi eksikliği, arazi edinim belgesinin olmaması gibi gerekçeler de mevcut.
TEİAŞ evrak kayıt tarihinin 30 Nisan 2026 sonrası olması nedeniyle değerlendirmeye alınmayan 4 başvuru bulunuyor. Ayrıca, 75 MW proje tahsis limiti nedeniyle evrak ve teknik değerlendirmeye alınmayan 4 başvuru da raporda yer almakta. Bu tablo, lisanssız üretimde bağlantı kapasitesinin yanı sıra evrak disiplini, başvuru zamanı, proje ölçeği ve tüzel yapı kurgusunun da yatırım sonucunu doğrudan etkilediğini göstermektedir.
Raporun bazı satırlarında, tüketim ve üretim noktası farklı olan başvuruların 20 MWe altında proje başvuru gücüne sahip olması nedeniyle teknik değerlendirmeye alınmadığı belirtiliyor. Bu durum, farklı bölgelerde üretim modeliyle ilerleyen lisanssız üretim başvurularında ölçek eşiğinin yatırım stratejisinde belirleyici hale geldiğini göstermektedir.
Başka satırlarda ise 75 MW proje tahsis limiti nedeniyle başvuruların evrak ve teknik değerlendirmeye alınmadığı görülüyor. Bu da büyük ölçekli başvurularda yalnızca bölgesel kapasitenin değil, proje bazlı tahsis sınırlarının da dikkate alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Lisanssız RES ve GES yatırımcıları için artık temel soru yalnızca “nerede güneş veya rüzgar kaynağı güçlü” sorusu değil. Asıl soru, projenin hangi bölgeye bağlanacağı, o bölgede ne kadar kapasite kaldığı, tüketim noktasının üretim noktasıyla nasıl eşleştiği ve başvurunun hangi öncelik sırasında değerlendirileceğidir.
Bu nedenle, yatırım fizibilitesi yapılırken üretim tahmini, ekipman maliyeti ve arazi koşullarının yanı sıra bağlantı kapasitesi analizi de ana başlıklardan biri haline geliyor. Kapasite tahsis hakkı kazanamayan projelerde, teknik tasarım veya finansman hazır olsa bile yatırımın ilerlemesi mümkün olmayabilir.
Avrupa’da güneş enerjisi hızla büyürken, sorun artık yalnızca üretim kapasitesi değil, bu üretimi şebekeye esnek bir biçimde entegre edebilme yeteneği. Avrupa’da bazı saatlerde fazla güneş elektriği kesintiye uğrarken, Türkiye’de iletim seviyesinden lisanssız RES ve GES bağlantıları için bölgesel kalan kapasitenin sınırlı görünmesi benzer bir sistem dersine işaret ediyor.
Türkiye açısından sorun, Avrupa’dakiyle aynı aşamada değil. Avrupa’da bazı piyasalarda güneş üretimi fazla geldiği için kesinti ve negatif fiyat tartışmaları büyürken, Türkiye’de bağlantı kapasitesi, başvuru ve tahsis aşamasında yatırımın ana eşiği haline geliyor. Ancak her iki durumda da ana mesaj aynı: yenilenebilir enerji büyümesi, şebeke planlamasıyla birlikte ilerlemezse enerji dönüşümü darboğaza girebilir.
Türkiye’nin güneş ve rüzgar kurulu gücünü 2035 yılına kadar artırma hedefi, yalnızca yeni kapasite duyurularıyla ölçülemez. Bu hedefin gerçekleştirilmesi için iletim ve dağıtım şebekesi, bağlantı kapasitesi, trafo merkezi planlaması, depolama yatırımları ve talep tarafı esnekliği aynı anda gelişmek zorundadır.
TEİAŞ’ın kalan kapasite tablosu, Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedefleri açısından erken bir uyarı niteliği taşımaktadır. Kalan kapasitenin birçok bölgede sıfıra inmiş olması, yatırım talebinin güçlü olduğunu; ancak şebeke bağlantı alanının aynı hızda büyümediği yerlerde yatırımın yavaşlayabileceğini göstermektedir.
Bu duyuru, yalnızca teknik bir kapasite listesi gibi algılanabilir. Ancak enerji dönüşümünün pratik yönü, tam da bu listelerde kendini gösterir. Yenilenebilir enerji hedefleri çoğu zaman kurulu güç rakamlarıyla ifade edilir; ancak gerçek yatırım zemini, bağlantı kapasitesi, trafo merkezi uygunluğu, teknik değerlendirme ve bölgesel öncelik sıralaması ile belirlenir.
Bu nedenle, TEİAŞ’ın duyurusu, Türkiye’de lisanssız üretim modelinin yeni bir aşamasını işaret ediyor. İlk aşamada yatırımcı için ana soru finansman ve ekipmandı. Yeni aşamada ise en az onlar kadar önemli bir soru ortaya çıkıyor: Şebeke bu projeye yer açabiliyor mu?
Gelecek dönemde lisanssız üretim başvurularında bölgesel kapasite haritaları, tüketim ve üretim eşleşmesi ile depolama entegrasyonu daha fazla önem kazanabilir. Bağlantı kapasitesi sınırlı kaldıkça, projeler yalnızca en iyi kaynak bölgelerine değil, şebekenin kabul edebildiği bölgelere yönelmek zorunda kalabilir.
Bu durum, yatırım iştahını azaltmak zorunda değil; ancak yatırım stratejisini değiştirebilir. Daha iyi veri, daha doğru bağlantı planlaması, depolama ile desteklenen projeler ve şebeke yatırımları, lisanssız üretimin bundan sonraki büyüme hızını belirleyecek ana başlıklar haline gelecektir.
TEİAŞ’ın 26 Mayıs duyurusu, Türkiye’de yenilenebilir enerji büyümesinin artık daha hassas bir sistem planlaması gerektirdiğini göstermektedir. Güneş ve rüzgar yatırımları büyürken, şebeke bağlantı kapasitesi aynı hızda genişlemezse, yatırımcı talebi kağıt üzerinde güçlü kalsa bile sahadaki ilerleme sınırlı kalabilir.
Bu nedenle, asıl soru yeni kapasite talebinin olup olmadığı değil. Asıl soru, Türkiye’nin bu talebi hangi bölgelerde, hangi şebeke yatırımlarıyla, hangi öncelik kurgusuyla ve hangi depolama-esneklik modeliyle sisteme alacağıdır. Lisanssız üretimde rekabet artık yalnızca üretim teknolojisinde değil, şebekeye erişimde yaşanmaktadır.
Sizce Türkiye, 2035 yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşırken lisanssız RES ve GES yatırımları için şebeke bağlantı kapasitesini yeterince hızlı artırabiliyor mu?
Bu yazıda kullanılan bilgiler, TEİAŞ’ın 26 Mayıs 2026 tarihli Lisanssız Üretim Duyurusu, EPDK’nın 26 Şubat 2026 tarihli ve 14353 sayılı Kurul Kararı kapsamında yayımlanan iletim gerilim seviyesinden kalan RES ve GES lisanssız üretim kapasiteleri haritası ve Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği çerçevesinde iletim sistemine bağlantı başvuruları değerlendirme raporu temel alınarak derlenmiştir.
TEİAŞ’ın yayımladığı kalan kapasite haritasında 15 bölge için RES ve GES kalan kapasiteleri MWe cinsinden gösterilmektedir. Değerlendirme raporu ise 1 Aralık 2025 – 30 Nisan 2026 döneminde yapılan başvuruların bölge, evrak kayıt numarası, tüketim ve üretim durumu, başvuru kapsamı, tahsis edilen kapasite ve değerlendirme sonucu kırılımlarını içermektedir.
Değerlendirme raporunda toplam tahsis edilen kapasiteyi hesaplamaya imkan veren satır verileri bulunmakla birlikte, bir satırda kapasite sütunu ile açıklama metni arasında farklı değerler yer aldığı için bu yazıda toplam tahsis kapasitesi manşet verisi olarak kullanılmamıştır. Analizde kalan bölgesel kapasite, 0 MWe tahsis satırları ve değerlendirme gerekçeleri esas alınmıştır.




