Türkiye’nin Denizleri Tehdit Altında: COP31 Fırsatı
Türkiye’nin denizleri, iklim değişikliği nedeniyle ciddi tehditlerle karşı karşıya. COP31, bu sorunları uluslararası platformda gündeme getirme fırsatı sunuyor.
Uzmanlar, Türkiye’nin COP31 zirvesine ev sahipliği yapmasının, denizlerle ilgili önemli sorunları uluslararası arenaya taşıma fırsatı sunduğunu belirtiyor. Bu yıl 8 Haziran Dünya Okyanus Günü, deniz seviyelerinin yükselmesi ve deniz ekosistemlerindeki bozulmalar gibi devam eden sorunların gölgesinde kutlanacak. Ayrıca, yıl içinde beklenen ‘süper’ El Niño olayının, iklim değişikliğinin okyanuslar üzerindeki olumsuz etkilerini artırması bekleniyor. Ülkeler, bu etkilerin yol açtığı kayıpların giderilmesi ve dayanıklılığın artırılması için gerekli finansmanı bulma konusunda artan bir baskı altında.
COP31’in ev sahipliğini üstlenecek olan Türkiye ve müzakerelere başkanlık edecek Avustralya, bu yıl Antalya’da düzenlenecek zirvede okyanusları ve kıyı sistemlerini önceliklendirdi. 20 Mayıs’ta yapılan ortak açıklamada, üç yeni Pasifik elçisinin atandığı duyuruldu.
Pasifik ülkeleri, bölgenin dayanıklılığını artırmaya yönelik projeler için Pasifik yönetimindeki ilk mekanizma olan Pasifik Dayanıklılık Fonu (PRF) için daha fazla finansman talep ediyor. Yıl sonuna kadar 500 milyon dolarlık bir kaynak yaratılması hedefleniyor. Şu ana kadar, Avustralya, Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerden gelen taahhütlerle fonun toplam sermayesi 172 milyon dolara ulaştı.
COP30’da, okyanus finansmanını harekete geçirme ve ülkelerin mavi ekonomilerini karbonsuzlaştırmaya yardımcı olma çabaları kapsamında bir ‘Okyanus Görev Gücü’ kurulmuştu. Türk bilim insanları, Türkiye denizlerinin iklim değişikliği nedeniyle giderek artan bir baskı altında olduğunu vurguluyor. Deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesi, denizel ısı dalgalarının artışı ve istilacı türlerin yayılması, en önemli sorunlar arasında yer alıyor. Uzmanlar, COP31’in Türkiye’nin denizlerle ilgili sorunlarını uluslararası gündeme taşıması için önemli bir fırsat olduğunu ifade ediyor.
Akdeniz Havzası, denizel biyolojik çeşitliliğiyle bilinirken, yerel türlerin çoğunun tehdit altında olduğunu belirten İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayram Öztürk, Türkiye denizlerinde yaşanan plankton patlamaları, balık göçlerindeki değişiklikler ve tropik sulardan gelen zararlı türlerin yayılması gibi sorunların gündeme geldiğini aktarıyor. Son 50 yılda Akdeniz’de deniz suyu sıcaklığının yaklaşık 1.5 derece arttığını ve deniz seviyelerinin yükselmeye devam ettiğini belirten Öztürk, kıyı şehirlerinin büyük bir kısmının 2050 yılına kadar iklim değişikliğinden ciddi şekilde etkileneceğini vurguladı.
Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İnci Tüney ise, Türkiye denizleri için geçerli olan iklim risklerini sıralayarak, deniz suyu sıcaklıklarındaki artışın ve istilacı türlerin yayılımının ciddi tehditler oluşturduğunu belirtiyor. Tüney, deniz ve kıyı ekosistemlerinin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığını artırmanın en temel yolunun insan kaynaklı baskıları azaltmak olduğunu ifade etti. Sağlıklı bir ekosistemin iklim etkilerine karşı daha dirençli olduğunu vurguladı.
Tüney, Türkiye’nin COP31’de denizlerle ilgili iki önemli önceliği uluslararası gündeme taşıması gerektiğini belirterek, deniz suyu sıcaklıklarının artmasının yerel biyoçeşitliliği tehdit ettiğini ve balıkçılık ekonomisinde kayıplara yol açtığını dile getirdi. Türkiye’nin, küresel iklim fonlarının Akdeniz gibi iklim sıcak noktalarında yürütülen denizel restorasyon projelerine aktarılmasını savunması gerektiğini vurguladı.




