Marmara Denizi’nde Müsilaj Sorunu ve İstanbul’un Nüfus Baskısı

Marmara Denizi’nde müsilaj sorunu ve İstanbul’un artan nüfus baskısı ele alınıyor. Atık su arıtma kapasitesi yetersiz kalıyor.

2021 yılında İstanbul ve çevresindeki tüm kıyılar, kalın bir müsilaj tabakasıyla kaplanmıştı. Bu durumun ardından bazı iyileştirme adımları atıldı; atık su arıtma kapasitesi artırıldı ve önlemler sıkılaştırıldı. Ancak, suyun dip katmanlarında hâlâ varlığını sürdüren müsilaj, bu yıl tekrar Boğaz ve açık alanlarda kendini gösterdi.

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin (İSKİ) verilerine göre, 2025 itibarıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı 91 atıksu arıtma tesisi mevcut. Bu tesislerden 36’sı ileri biyolojik, 48’i biyolojik ve 7’si ön arıtma tesisi olarak sınıflandırılıyor. İleri biyolojik ve biyolojik atıksu arıtma kapasitesi toplam tesis kapasitesinin %45’ini oluşturuyor. Ancak, denize bırakılan atık suyun %76.5’inin İstanbul’dan kaynaklandığı göz önüne alındığında, sorun henüz çözülmüş değil.

Marmara Denizi’ne İstanbul’dan yapılan atık su deşarjı yıllara göre artış göstermekte. 2021 yılında toplam 4 milyon 658 bin 98 m3 atık su deşarj edilirken, bu rakam 2024’te 5 milyon 410 m3‘e çıkmış durumda. Dr. Akgün İlhan, bu artışın en büyük nedeninin nüfus artışı olduğunu vurguluyor. İstanbul’un nüfusu, 1945’te 1 milyon iken, 1950’de 1.5 milyonu aşmış ve günümüzde resmi rakamlara göre yaklaşık 16 milyon olarak kaydedilmiştir. Ancak, kayıtsız iç göç ve dış göç gibi etkenler de bu sayıya dahil edilmediği için gerçek nüfusun çok daha fazla olduğu düşünülüyor.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Prof. Gökhan Orhan, İstanbul’un geçmişteki sanayi merkezlerinden farklı olarak, günümüzde daha fazla sanayi ve nüfus yoğunluğuna sahip olduğunu belirtiyor. 1980’lerden itibaren Türkiye’deki nüfus akışı batıya, özellikle de İstanbul’a doğru kaydı. Bu durum, İstanbul’un altyapısının yetersiz kalmasına ve çevresindeki yeşil alanların azalmasına neden oldu. 2025 yılına gelindiğinde, İstanbul ve çevresindeki alanlarda ciddi bir nüfus sıkışması yaşanacağı öngörülüyor.

İstanbul’daki kentsel dönüşüm projeleri, özellikle deprem riski gerekçesiyle hayata geçirilmiş olsa da, bu projelerin çoğu yeşil alanların imara açılmasına yol açtı. Kanal İstanbul projesi, Karadeniz’i Marmara Denizi’ne bağlayarak İstanbul’un iki yakasını birbirinden ayırmayı ve yeni yerleşim alanları oluşturmayı hedefliyor. Ancak, bu projenin çevresel etkileri ve su kalitesi üzerindeki olumsuz etkileri konusunda ciddi endişeler var.

İBB, İSKİ ve çevre örgütleri, Kanal İstanbul projesine karşı çeşitli hukuki mücadeleler yürütüyor. Ancak, inşaatlar devam ediyor ve Sazlıdere Barajı’nın yakınında 25 bin konut inşa edilmesi planlanıyor. Bu durum, İstanbul’un su kaynaklarını tehdit eden bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Çevre mühendisleri, kanal projesinin ekosistem üzerindeki etkilerinin büyük olacağını ve Marmara Denizi’nde müsilaj oluşumunu artıracağını ifade ediyor. Dr. İlhan, açılması planlanan kanalın, Karadeniz’den Marmara’ya taşınacak olan kirlilik yüklerini artıracağını ve bu durumun deniz taban ekosistemini olumsuz etkileyeceğini belirtiyor.

İstanbul’daki mevcut atık su arıtma tesislerinin yetersizliği, nüfusun artmasıyla daha da belirgin hale geliyor. Meryem Kayan, İstanbul’daki arıtma tesislerinin sayısının artırılmasının mümkün olmadığını, mevcut tesislerin de yetersiz kaldığını ifade ediyor. Bu durum, İstanbul’un doğal ekosistemini tehdit eden bir sorun olarak öne çıkıyor.

Prens Adaları’nda da atık su arıtma tesislerinin eksikliği dikkat çekiyor. Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, adalarda arıtma tesisinin bulunmadığını ve atıkların ön arıtmadan geçirildikten sonra denize deşarj edildiğini belirtiyor. Artan inşaat faaliyetleri, adaların doğal dengesini tehdit ediyor.

Son olarak, balıkçılar, Marmara Denizi’nde yaşanan müsilaj sorununun avcılıklarını olumsuz etkilediğini ifade ediyor. Balıkçılar, müsilaj nedeniyle av sezonunu erken kapatmak zorunda kaldıklarını ve bu durumun maddi kayıplara yol açtığını belirtiyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu