Çin Emisyon Azaltımında Hedeflerini Aşarak İlerliyor
Çin, emisyon azaltımında taahhütlerinden daha hızlı ilerliyor. 2030’a kadar emisyonlarını %17 düşürmeyi hedefliyor.
Son yayımlanan bir rapora göre, Çin, emisyonlarını taahhüt ettiği hızdan daha çabuk azaltıyor. Ülke, yıllık bazda diğer ülkelerden iki kat fazla emisyon salarken, bu durum küresel iklim projeksiyonları açısından kritik bir faktör haline geliyor.
Bağımsız bir enerji araştırma kuruluşu olan BloombergNEF’in yayınladığı 2026 Yeni Enerji Görünümü raporu, Çin’in emisyonlarının 2023’teki zirve seviyesine göre 2030 yılına kadar %17 oranında düşeceğini öngörüyor. Bu, Asya’nın devinin taahhüt ettiği hedeflerin ötesinde bir azalma anlamına gelirken, ülke aynı zamanda yıllık %5 civarında bir GSYH büyümesi yaşamaktadır.
Çin, yıllık emisyonlarıyla diğer ülkelerin toplam emisyonlarının iki katını aşmış durumda. Bu nedenle, ülkenin izlediği yol, küresel iklim projeksiyonlarında en belirleyici unsurlardan biri olarak değerlendirilmektedir.
Pekin yönetimi, Paris Anlaşması çerçevesinde belirlediği resmi iklim hedeflerine göre, karbon emisyonlarını 2030 yılına kadar zirveye ulaştırmayı ve 2060 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı planlıyor. Ancak yeni rapor, emisyonların sadece zirve yapmayacağını, aynı zamanda önümüzdeki on yıl içinde keskin bir düşüş göstereceğini öngörüyor. BloombergNEF’in modellemelerine göre, Çin, küresel emisyon azaltımına en büyük katkıyı sağlayan tek ülke olma özelliğini sürdürüyor.
Rapor, enerji dönüşümünün yalnızca iklim hedefleriyle değil, aynı zamanda enerji güvenliği endişeleriyle de şekillendiğini ortaya koyuyor. Son on yıl içinde yaşanan pandemi, Ukrayna krizi ve Orta Doğu’daki savaş gibi üç büyük enerji şoku, fosil yakıtlara bağımlı ülkelerin temiz enerji teknolojilerini benimsemesini hızlandırdı.
Örneğin, Vietnam, Endonezya, Hindistan ve Japonya gibi Asya ekonomileri, 2025 yılı itibarıyla GSYH’lerinin %3 ila %6’sını enerji ithalatına harcayacak. Bu durum, yenilenebilir enerjiye geçiş için güçlü ekonomik teşvikler sağlıyor.
Ayrıca, Nisan ayında yayımlanan başka bir rapor, güneş ve rüzgar enerjisinin, İran’daki savaşın tetiklediği enerji krizinin olumsuz etkilerinden dünyayı korumaya başladığını göstermişti. Güneş enerjisinin 2032 yılına kadar dünyanın en büyük elektrik üretim kaynağı olması bekleniyor; bu durum, maliyetlerin düşmesi ve büyük ölçekli üretim fazlasıyla destekleniyor. Batarya depolama kapasitesinin ise 2025’teki 223 gigawatt seviyesinden 2035’e kadar 3,8 terawatta çıkması öngörülüyor.
BloombergNEF’in baş ekonomisti David Hostert, raporda şu ifadeleri kullanıyor: “Bir kez daha bir kriz anında yaşıyoruz, ancak geçmişteki on yıllardan farklı olarak, bugün ülkelerin tepki verebileceği gerçek seçenekler mevcut. Artık fosil yakıtlara göre daha düşük maliyetli ve hızlıca uygulanabilir teknolojilere sahibiz.”
Küresel elektrik talebinin 2000 yılından bu yana iki katından fazla arttığına dikkat çeken rapor, 2035 yılına kadar elektrik talebinin %29, 2050’ye kadar ise %69 oranında artmasının beklendiğini belirtiyor. Örneğin, sadece veri merkezlerinin kapasitesinin 2025’te 84 gigawatt’a ulaşması ve 500 terawatt-saat elektrik tüketmesi öngörülüyor. Bu, küresel talebin %1,9’una denk geliyor ve yıllık %20’lik bir artışı ifade ediyor. Bu rakamın 2050’ye kadar 1.114 terawatt-saate çıkarak iki katına çıkması bekleniyor.
Son rapor, 1,5 derece ısınma hedefinin artık ulaşılabilir olmadığını da vurguluyor. Sürekli yüksek emisyonlar ve karbon yoğun varlıklara yapılan yatırımlar, bu durumun en büyük sebepleri arasında gösteriliyor. Emisyon azaltımına yönelik maksimum çaba senaryosunda ise tepe ısınma 1,81 dereceye çıkıyor.
Enerji dönüşümünün zaman çizelgeleri, bölgelere göre büyük farklılıklar gösteriyor. Çin, diğer büyük ekonomilere göre daha hızlı bir elektrifikasyon sürecine girmekte. Ülkedeki kömürün elektrik üretimindeki payının 2025’te %32’den 2050’de yaklaşık %7’ye düşmesi, yenilenebilir enerjinin devreye girmesiyle bekleniyor.
BloombergNEF’te enerji ekonomisi ve küresel elektrik piyasaları üzerine çalışan araştırmacı Matthias Kimmel, raporda şu değerlendirmeyi yapıyor: “Elektrikli araçlar, veri merkezleri, nüfus artışı ve sanayi faaliyetleri elektrik talebini artırıyor. Dünya, artan enerji talebini en verimli ve en düşük maliyetli teknolojilerle karşılama yarışında. Rapor, güneş enerjisinin 2032’de dünyanın en büyük elektrik üretim kaynağı olacağını ve depolama kapasitesinin 2050’ye kadar 17 kat artarak 3,8 terawatta ulaşacağını gösteriyor. Bu durum, temiz teknolojilerin enerji güvenliği, sistem esnekliği ve artan küresel enerji ihtiyacını karşılama açısından giderek daha kritik hale geldiğini ortaya koyuyor.”




