Türk Şirketleri İçin Sürdürülebilirlik Raporlaması Zorunlu Hale Geldi
Türk şirketleri için sürdürülebilirlik raporlaması, yeni düzenlemelerle zorunlu hale geldi. Detaylar haberimizde.
İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye), COP31 Sürdürülebilir Dönüşüm Ödülleri için başvuruların 30 Haziran 2026’ya kadar devam edeceğini açıkladı. İlk bakışta bir görünürlük çağrısı gibi algılansa da, başvuru koşulları Türkiye’de son yıllarda gelişen düzenleyici çerçevelerin bir yansıması niteliği taşıyor. Kurumsal sürdürülebilirlik raporlaması, artık sadece gönüllü bir itibar faaliyeti olmaktan çıkıp, belirli şirketler için yasal bir zorunluluk ve ihracatçılar için piyasa erişim koşulu haline gelmiştir.
SKD Türkiye’nin duyurduğu programa yalnızca dernek üyesi olan ve son iki yıl içinde sürdürülebilirlik raporu, entegre rapor veya entegre faaliyet raporu yayımlamış olan kurumlar başvurabiliyor. Değerlendirme sürecinde, SBTi hedefleri bulunan, CDP, TNFD ve ISSB gibi uluslararası standartlarla uyumlu, bağımsız doğrulama veya dış güvence unsuru taşıyan projeler avantaj elde edecek.
Bu kriterlerin belirlenmesi tesadüf değildir. Bir ödül programının başvuru şartı olarak rapor yayımlamış olmayı ve uluslararası raporlama çerçeveleriyle uyumu araması, Türkiye’de kurumsal raporlamanın artık standart bir beklenti haline geldiğini göstermektedir. Bu değişimin arkasında, son iki yılda yürürlüğe giren iki önemli düzenleyici mekanizma bulunmaktadır.
Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS), Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu’nun (ISSB) S1 ve S2 standartlarıyla tam uyumlu olarak hazırlanmış ve 29 Aralık 2023 tarihli Mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından alınan karara göre, belirlenen kriterlerden en az ikisini karşılayan işletmeler için sürdürülebilirlik raporlaması, 1 Ocak 2024 itibarıyla zorunlu hale gelecektir.
Bu gelişme, Türkiye’de daha önce gönüllülük esasına dayanan sürdürülebilirlik raporlamasını yasal bir yükümlülüğe dönüştürmüştür. Ancak bu yükümlülük, belirli kurum listelerine ve büyüklük eşiklerine bağlı olarak uygulanacaktır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun denetimine tabi bankalar, herhangi bir eşik değere bakılmaksızın bu kapsamda yer alırken, küçük ölçekli bazı mali kuruluşlar için 2025 ve 2026 yıllarında muafiyet tanınmıştır. Ancak, Borsa İstanbul’da işlem gören şirketler bu muafiyetin dışında tutulmaktadır.
Uygulama eşikleri, 16 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan KGK kararıyla yeniden düzenlenmiştir. Bu karar, TSRS kapsamında raporlama yükümlülüğünü belirleyen eşik kriterlerini güncelleyerek, yeni eşik değerlerin şirketlerin 1 Ocak 2025 ve sonrasında başlayan hesap dönemlerine ilişkin yükümlülüklerinin belirlenmesinde esas alınmasını sağlamıştır.
KGK’nın açıkladığı yol haritası, kapsamın önümüzdeki dönemde büyük ölçekli sanayi kuruluşları, ihracatçı firmalar ve karbon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketleri de kapsayacak şekilde genişlemesini öngörmektedir. Bu durum, günümüzde eşiklerin altında kalan birçok şirket için ileride yükümlülüğün devreye girebileceği anlamına gelmektedir.
İkinci bir baskı ise dışarıdan gelmektedir. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM, CBAM), 1 Ekim 2023 ile 31 Aralık 2025 arasındaki geçiş döneminin ardından 1 Ocak 2026 itibarıyla kesin uygulama dönemine geçmiştir. Geçiş döneminde ithalatçılar, gömülü emisyonları raporlarken, kesin dönemde kapsamdaki ürünler için emisyon verisinin yönetilmesi, yıllık CBAM beyanı ve sertifika teslimi süreci devreye girmektedir. Bu durum, AB pazarına mal satan Türk üreticiler için emisyon ve sürdürülebilirlik verisi raporlamasını zorunlu hale getirmektedir. SKDM’nin Türk ihracatçıları üzerindeki maliyet etkisini daha önceki analizlerimizde detaylı bir şekilde ele almıştık.
TSRS ve CBAM birlikte değerlendirildiğinde, Türk şirketleri için sürdürülebilirlik verisi üretmek ve raporlamak, hem iç mevzuat hem de dış pazarlar tarafından dayatılan bir zorunluluk haline gelmiştir. CBAM’ın kesin döneme geçişiyle başlayan bu süreci, çok bölümlü Karbon Sınırları Çağı dosyamızda sektörel bazda incelemekteyiz. SKD Türkiye’nin ödül programının, rapor yayımlamış kurumları ve uluslararası çerçeve uyumunu ön plana çıkarması, bu yeni durumun doğrudan bir yansımasıdır.
COP31 Sürdürülebilir Dönüşüm Ödülleri, SKD Türkiye’nin çatı kuruluşu olan Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin (WBCSD) dönüşüm çerçevesiyle uyumlu altı tematik alanda başvuru kabul etmektedir: enerji, sanayi ve ulaşım; ormanlar, okyanuslar ve biyoçeşitlilik; tarım ve gıda; şehirler, altyapı ve su; insan ve sosyal kalkınma; finansman ve teknoloji dönüşümü. Başvurular, etki ve ölçeklenebilirlik, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’yla uyum, şeffaflık ve ölçümleme ile paydaş katılımı gibi kriterlerle değerlendirilecektir.
Seçilen projeler, SKD Türkiye’nin COP31 döneminde düzenleyeceği etkinliklerde, panellerde ve uluslararası paydaş buluşmalarında görünürlük kazanacak; ayrıca WBCSD Action Bank aracılığıyla küresel iyi uygulama havuzuna dahil edilecektir. Derneğe göre programa yalnızca SKD üyesi olan ve son iki yıl içinde sürdürülebilirlik, entegre rapor veya entegre faaliyet raporu yayımlamış kurumlar başvurabiliyor; ön değerlendirmenin ardından finalist projeler jüriye sunum yapacaktır. Başvurular, 30 Haziran 2026’ya kadar surdurulebilirdonusumodulleri.com üzerinden alınmaktadır.
SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, programın amacını şu şekilde ifade etmektedir: “SKD Türkiye COP31 Sürdürülebilir Dönüşüm Ödülleri ile bu uygulamaların Türkiye’nin güçlü hikayesinde öne çıkmasını hedefliyoruz. Böylece üyelerimizin iyi uygulamalarını uluslararası platformlara taşıyarak hem Türkiye’nin uygulama kapasitesini görünür kılmaya hem de küresel ölçekte ilham verecek örnekler oluşturmaya katkı sağlayacağız.” SKD Türkiye’nin verilerine göre, dernek çatısı altında Türkiye’nin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık dörtte birini temsil eden ve 1,4 milyon kişiye istihdam sağlayan 190 üye şirket bulunmaktadır.
Bir ödül çağrısının başvuru şartı olarak rapor yayımlamayı istemesi, küçük bir ayrıntı gibi görünse de Türkiye iş dünyasındaki yapısal değişimin önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Sürdürülebilirlik raporlaması; eşikleri aşan şirketler için TSRS kapsamında yasal bir yükümlülük, AB’ye ihracat yapanlar için CBAM kapsamında bir ticaret koşulu, raporlama yapanlar için ise uluslararası görünürlük ve iyi uygulama ağlarına erişim aracı haline gelmiştir.
Bu nedenle, önümüzdeki dönemde sürdürülebilirlik verisi üretme ve raporlama kapasitesi, şirketler açısından yalnızca bir iletişim faaliyeti değil; mevzuata uyum, ihracat pazarlarına erişim ve rekabet gücü meselesi olarak ön plana çıkacaktır. SKD Türkiye’nin COP31 ödül çağrısı, bu dönüşümün görünür yüzlerinden yalnızca bir tanesidir.
Şirketiniz bu yeni raporlama düzenine hazır mı? TSRS eşiklerini aşan ya da AB’ye ihracat yapan bir işletmede çalışıyorsanız, sürdürülebilirlik raporlamasını bir yük olarak mı yoksa rekabet avantajı olarak mı görüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.



