Almanya’nın İsrail’in Nükleer Projesine Gizli Destek Sağladığı İddia Edildi
Almanya’nın, 1961-1973 yılları arasında İsrail’in nükleer reaktör projesine gizli finansman sağladığı öne sürüldü.
İsrail’in Haaretz gazetesinde yer alan habere göre, Almanya’nın 1961 ile 1973 yılları arasında, Negev Çölü’ndeki Dimona nükleer reaktör projesini gizli yollarla finanse ettiği iddia edildi. Bu dönemde, Alman vergi mükelleflerinin projeye önemli katkılarda bulunduğu belirtiliyor.
Finansmanın temellerinin, 1957 yılında İsrail’in Fransa’dan nükleer reaktör satın alma anlaşmaları yaptığı dönemde atıldığı ifade ediliyor. Bu süreç, iki ülke arasındaki nükleer işbirliğinin güçlenmesiyle paralel bir gelişim gösterdi.
Haberde, Almanya ile İsrail arasındaki güvenlik ilişkilerinin gizli müzakerelerle başladığına dikkat çekiliyor. 1960 yılında dönemin Almanya Şansölyesi Konrad Adenauer ile İsrail Başbakanı David Ben-Gurion’un New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin, iki ülke arasındaki güvenlik ve finansal işbirliğinin gelişiminde kritik bir dönüm noktası olduğu vurgulanıyor.
Bu çerçevede, Adenauer hükümetinin 1961-1973 yılları arasında İsrail’e gizli kanallar aracılığıyla her yıl finansman sağladığı kaydediliyor.
Mayıs 1960’ta Ben-Gurion’un Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın yargılanacağını açıklamasıyla birlikte, Batı Almanya ile yapılan gizli anlaşmaların sürecinin karmaşıklaştığı belirtiliyor. Dönemin hükümetinde yer alan Hans Globke gibi eski Nazi yetkililerinin ortaya çıkması korkusu, bu süreci etkilemiş. Globke’nin, kredi ve silah anlaşmalarının yargı süreci tamamlandıktan sonra uygulanacağını İsraillilere ilettiği, ayrıca Adenauer’un özel bir temsilcisinin Ben-Gurion’u bu süreçte Globke’nin adının geçmemesi konusunda uyardığı ifade ediliyor.
Almanya’nın bu konudaki baskısının belirsiz olduğu, ancak Eichmann’ın yargılanma sürecinde Globke’nin adının çok az geçtiği vurgulanıyor. Eichmann davasında karar verilmeden önce, Almanya’nın Aralık 1961’de İsrail’e ilk ödemeyi yaptığı bilgisi de haberde yer alıyor. 1961 ile 1965 yılları arasında toplamda 629,4 milyon markın kademeli olarak İsrail’e aktarıldığı belirtiliyor.
Adenauer’un halefinin, Mart 1960’taki mutabakatların hükümet tarafından görüşülmediğini ve parlamentonun onayını almadığı için bağlayıcı olmadığını ifade ettiği aktarılıyor. Sonrasında, İsrail’e para aktarımına ilişkin süreçlerin gözden geçirildiği, 1966 ve 1967 yıllarında İsrail’e 160’ar milyon mark ve 1973 yılına kadar her yıl 140 milyon mark ödendiği belirtiliyor.
Almanya’nın sağladığı kredinin, Negev merkezli projenin kalkınması için kullanıldığına dair kesin belgelerin bulunmadığı, ancak tasarruf edilen fonların nükleer reaktörün masraflarını karşılamak için kullanılmış olabileceği ifade ediliyor.
Eski Başbakan Levi Eshkol’un 1964’teki bir parti toplantısında, Dimona projesinin bir parçası olarak İsrail’in füze projesinin maliyetinin 200 ila 250 milyon dolar olabileceğini belirttiği kaydediliyor. Almanya’daki bankanın, İsrail’e ödenen fonların amacına ilişkin açıklama yapmadığı, bu durumun Almanya’nın Dimona projesini finanse etme amacını gizlemek için bir gerekçe sunduğu değerlendiriliyor.
Toplamda yaklaşık 5 milyar avro değerindeki fonların, Dimona nükleer reaktör projesinin finansmanında kullanıldığı ifade ediliyor. Bu finansmanın, resmi bir anlaşma olmaksızın, Almanya’nın Frankfurt’taki devlet kalkınma bankası aracılığıyla gizli bir şekilde aktarıldığı belirtiliyor.
1989 yılında yapılan bir anlaşmayla geri ödeme zorunluluğunun kaldırıldığı ve bu fonların fiilen hibeye dönüştüğü iddia ediliyor. Böylece, İsrail’in nükleer programının önemli bir kısmının Alman vergi mükelleflerinin kaynaklarıyla finanse edildiği öne sürülüyor.
1991’deki Körfez Savaşı sırasında, Almanya’nın İsrail için nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip Dolphin sınıfı denizaltıların üretimini finanse ettiği, bunun da İsrail’in Scud füzelerine verdiği tepki olarak değerlendirildiği ifade ediliyor. Almanya’nın, İsrail’in nükleer kapasitesinin önemli bir kısmını finanse ettiği, bu durumun ise İsrail’in yıllık bütçesine Almanya’nın desteği olmadan nükleer kapasitesinin mali yükünü taşımakta zorlanacağı anlamına geldiği belirtiliyor.




