İngiltere ekonomisi resesyonu atlattı mı? Enerji sınavı
İngiltere ekonomisi resesyon endişelerini sınırlayan bir görünüm sergilese de enerji fiyatlarındaki yükseliş, enflasyon ve faiz riskini artırıyor.
İngiltere ekonomisi, güçlü bir toparlanmadan çok zorlu koşullara rağmen ayakta kalabilen bir görünüm sergiliyor. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Parlamento Hazine Komitesi’nde yaptığı değerlendirmede, temmuz ayındaki tahminlerden sonra açıklanan verilerin bir miktar daha iyi geldiğini ve ekonomik faaliyetlerin makul ölçüde direnç gösterdiğini söyledi.
Bailey’nin açıklamaları, ülkedeki büyüme sorunlarının sona erdiği anlamına gelmiyor. Veriler, ekonominin hâlâ kırılgan bir zeminde ilerlediğini ancak mevcut tablonun doğrudan bir resesyon göstergesi sunmadığını ortaya koyuyor. Bu nedenle tartışmanın odağı, ekonominin daralıp daralmayacağından ziyade zayıf büyümenin ne kadar süreceğine ve yeni maliyet baskılarının görünümü ne ölçüde bozacağına kayıyor.
İşgücü piyasasındaki zayıflama dikkat çekiyor
Ekonomik aktivitenin görece dirençli kalmasına karşın İngiltere’nin işgücü piyasası daha kırılgan bir tablo çiziyor. BoE Başkan Yardımcısı Dave Ramsden, yurt içi kaynaklı enflasyon baskılarının sınırlı olduğuna işaret ederken istihdam piyasasındaki gevşemeye dikkat çekti.
Bailey ise özellikle genç işsizliğindeki artışı endişe verici bulduğunu belirtti. Ekonomide henüz belirgin bir resesyon sinyali görülmemesi, işgücü piyasasının tüm kesimlerinde koşulların güçlü olduğu anlamına gelmiyor.
İstihdam piyasasındaki yavaşlama, bir yandan ücretler üzerinden oluşabilecek iç kaynaklı enflasyon baskısını hafifletebilir. Diğer yandan hanehalkının gelir beklentilerini ve tüketim eğilimini zayıflatarak ekonomik büyüme üzerinde ilave baskı yaratabilir. BoE’nin önündeki denge, büyük ölçüde bu iki gelişmenin nasıl şekilleneceğine bağlı olacak.
Enerji fiyatları en önemli risk olarak öne çıkıyor
İngiltere ekonomisinin görünümünü değiştirebilecek başlıca unsur ise enerji piyasalarındaki hareketlilik. ABD-İran çatışmasının arz güvenliğine ilişkin endişeleri artırmasıyla petrol fiyatları yeniden yükseldi ve Brent petrol 100 dolar seviyesine yaklaştı. Enerji ithalatçısı İngiltere açısından bu gelişme, enflasyon riskini tekrar gündemin üst sıralarına taşıdı.
Enerji maliyetlerindeki artışın etkisi akaryakıt fiyatlarıyla sınırlı kalmıyor. Daha pahalı enerji, işletmelerin üretim ve işletme giderlerini artırırken hanehalkının satın alma gücünü de azaltıyor. Bu maliyetlerin mal ve hizmet fiyatlarına yansıması halinde, talep zayıf kalsa dahi enflasyondaki düşüş kesintiye uğrayabilir.
BoE, enerji fiyatlarındaki yükselişin uzun sürmesi durumunda ücret ve fiyat belirleme davranışlarında ikinci tur etkilerin güçlenebileceği uyarısında bulunuyor. Buna karşılık zayıf talep ile gevşeyen işgücü piyasasının söz konusu etkileri sınırlayabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle enerji fiyatlarının ulaştığı seviyenin yanı sıra o seviyelerde ne kadar süre kalacağı da kritik önem taşıyor.
Faiz kararı için önceden belirlenmiş rota yok
Enerji fiyatlarındaki yükseliş, piyasalarda daha şahin bir para politikası beklentisinin oluşmasına yol açtı. Para piyasaları, yıl sonuna kadar 25 baz puanlık bir faiz artışını fiyatlıyor. Ancak Bailey, bu fiyatlamanın BoE’nin önceden belirlenmiş bir faiz artırma planı olduğu şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurguladı.
BoE Başkanı, faiz artışının zamanlamasının şimdiden kesinleşmiş bir süreç gibi ele alınamayacağını belirterek kararların ekonomik ve jeopolitik gelişmelere göre şekilleneceğini söyledi. Piyasalardaki faiz artışı beklentisini ise büyük ölçüde enerji fiyatlarındaki yükselişin oluşturduğu risk primiyle ilişkilendirdi.
Bu tablo, yatırımcıların yalnızca BoE’nin temel politika rotasını değil, enerji şokunun enflasyonu daha kalıcı hâle getirme ihtimalini de fiyatladığını gösteriyor. Dolayısıyla mevcut piyasa beklentisi, merkez bankasının kesin olarak faiz artıracağı anlamına gelmiyor. Enflasyonun seyri, enerji maliyetlerinin kalıcılığı ve işgücü piyasasındaki gelişmeler, faiz kararlarının temel belirleyicileri olmayı sürdürecek.
İngiltere ekonomisi için kritik dönem
Bailey’nin resesyon riskini sınırlayan değerlendirmesi kısa vadede rahatlatıcı bir mesaj verdi. Ancak ekonomik aktivitenin dirençli kalması, güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme yaşandığı anlamına gelmiyor.
İngiltere ekonomisi hâlâ zayıf talep, soğuyan işgücü piyasası ve artan genç işsizliğiyle mücadele ediyor. Enerji maliyetlerindeki yeni yükseliş de bu sorunlara eklenmiş durumda. Önümüzdeki dönemde yalnızca büyüme verileri değil, petrol fiyatlarındaki artışın şirketlere ve hanehalkına ne ölçüde yansıdığı da yakından izlenecek.
BoE’nin önceki değerlendirmelerinde, enerji şokunun daha büyük ve uzun süreli olması hâlinde ikinci tur enflasyon etkilerinin güçlenebileceği belirtilmişti. Banka, ekonomideki ve işgücü piyasasındaki zayıflığın ise bu etkileri sınırlayabileceğine dikkat çekmişti.
Bu nedenle İngiltere ekonomisinin geleceğini yalnızca resesyon yaşanıp yaşanmayacağı sorusuyla değerlendirmek yeterli değil. Ekonomi şimdilik daralma eşiğinde görünmese de zayıf büyüme ortamında yükselen enerji fiyatları, BoE’yi hem ekonomik aktiviteyi hem de enflasyonu aynı anda gözetmek zorunda bırakıyor. Bailey’nin mesajı doğrudan faiz artışı sinyali vermekten çok, para politikasının önceden belirlenmiş bir patikaya bağlı olmadığını ortaya koyuyor. Resesyon endişelerinin şimdilik hafiflemesi olumlu olsa da bu rahatlığın ne kadar süreceğini belirleyecek en önemli unsur enerji fiyatları olacak.




